Cami etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cami etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2020

Son Halife Abdülmecit Efendi

Son Halife Abdülmecit Efendi 29 Mayıs 1868'de İstanbul'da doğdu. Sultan Abdülaziz'in ve Hayrandil Kadının oğlu Abdülmecit Efendi, Sultan Abdülhamit döneminde (1876-1908) sarayda kapalı ve kontrol altında yaşadı. Resime meraklıydı ve oldukça başarılı tabloları vardı. Meşrutiyet döneminde bunlar sergilenmiştir. 1929’de Vahdettin’in tahta çıkması üzerine veliaht oldu. Sultan VI.Mehmet (Vahdettin) 1918'de tahta geçince, Abdülmecit veliaht ilan edildi. 1 Kasım 1922de saltanat kaldırılınca da Abdülmecit, 18 Kasım 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisince Halife seçildi. Bu görev, Cumhuriyetin ilkeleriyle bağdaşamayacağından, TBMM 3 Mart 1924'te Halifeliğin de kaldırılmasına ve Osmanlı hanedanının Türkiye sınırları dışına çıkarılmasına karar verdi. 

     Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu hareketini desteklerken bir yandan da kendi kuvvetini güçlendirmeye çalıştı. 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılınca veliaht sıfatı kayboldu. Vahdettin’in yurtdışına kaçması üzerine halifeliğe seçildi. (18 Kasım 1922) 15 ay kadar süren hilafeti, saltanat yetkileri bulunmayan bir hilafettir. Bu dönemde, elde hiç bir kudret ve nüfuzunun olmamasına rağmen, gösterişli Cuma selamlıkları ve şehir içi seyahatleri düzenledi. "Halife Abdülmecit Efendi bin Sultan Abdülaziz Han" şeklinde hoş görülmeyen unvanlar kullanarak Ankara'nın tepkisini çekmiştir. 3 Mart 1924’te halifelik ortadan kaldırılıp hanedan üyelerinin yurt dışına çıkarılması kararı alınınca önce İsviçre’ye, sonra Fransa’ya gitti. Arapça, Farsça ve Fransızca’nın içinde bulunduğu 6 yabancı dil bilen, iyi bir hattat, müzisyen, ressam ve müellif olan Abdülmecit Efendi, kızı Dürrişehvar Sultan tarafından muhafaza edilmiş Osmanlı tarihinin önemli noktalarını aydınlatan 12 ciltlik Hatıralar kitabını kaleme almıştır. 
     Sürgün yıllarında hanedanın geleneksel protokolünü ısrarla uygulamaya devam etti. Cuma namazlarını Paris Camisi'nde kılardı. Evlenen Sultan ve Şehzadelerin nikahlarını kıyarak, kendi tuğrasını taşıyan belgeler dağıttı. Yakışıksız davranışlarda bulunan şehzadeleri hanedandan ihraç ettiğini bildiren belgeler hazırladı. Hanedanın Irak petrolleri üzerindeki haklarından yararlanabilmek için, oluşturulması planlanan aile birliği gereği Vahideddin ile ortak bir vekalet vermesi istenince, halife ve ailenin resmi reisi olduğunu iddaa ederek ortak vekalet vermeyi reddetti. Böylece akim kalan bu girişimin sonucunda hanedan umduğu faydayı sağlayamadı. Kızı Dürrişehvar Sultanı ve yeğeni Nilüfer Hanım Sultanı Haydarabad Nizamı'nın oğullarıyla evlendirdi. Bu yolla dünyanın sayılı zenginlerinden olan dünürü Haydarabad Nizamı'ndan maddi destek gördü ve mali sıkıntı çekmedi. Mısır'ın Kavalalı prensleriyle evlenmek için Fransa'dan ayrılan çok düşkün olduğu torunları ve oğlunun gidişinden sonra eşleriyle beraber yalnız kalarak ızdıraplı günler geçirdi. 
     Abdülmecit, 23 Ağustos 1944’de sürgünde bulunduğu Paris’te kalp krizinden öldü. Kızı Dürrişehvar Sultan'ın Berar Prensesi sıfatıyla Cumhurbaşkanı İsmet İnönü nezdinde ki çabalarına rağmen cenazesi Türkiyeye kabul edilmedi. Cenazesi Türkiyeye kabul edilmeyince, Paris Camisi'nde 10 yıl bekletildi ve Cami mütevelli heyetinin cenazeyi daha fazla tutamayacaklarını bildirmesi üzerine Medine’ye nakledilerek Baki Mezarlığına defnedildi. Profesyonel bir ressam olan Abdülmecit Efendi, Osmanlı Ressamlar Cemiyetinin kurucusu ve başkanıydı. Tabloları ilk kez 1986’da İstanbul’da özel bir galeride sergilendi. 

19 Mart 2020

Sultan III.Osman

     Sultan III.Osman, II.Mustafa'nın Edir­ne sarayında Şehsuvar sultandan doğan oğludur. Baba bir anne ay­rı ağabeyi;  I.Mahmut'un vefatı üzerine tahta çıktı. 25. Osmanlı padişah­ı, 90. İslam halifesidir. Tahta çıktığında 55 yaşındaydı. En büyük şansı veya devletin büyük şansı, devrinde hiç bir mu­harebe yapmayışımızdır. Yine bu padişahın döneminde çı­kan iki büyük yangının, İstanbul'un üçte birini yakıp yok et­tiği söylenmektedir. Nûr'uosmaniye Camii'sini tamamlatmıştır. I.Mahmut Camiyi yaptırmada pek büyük gayret sarfetmişse de açmak kendisine nasip olmamıştır. Tamamlamaksa kardeşi III.Osman'a düşmüştü. Sultan 1. Mahmut, kendisi için yaptırdığı türbeye, III.Osman'ın emri yüzünden gömülememişti. Yeni Camii türbesine gönderilmişti. Ne var ki kendisine planladığı Nûr'uosmaniye Cami'sindeki türbeye, kendisinin vefatı sonrasında padişah olan III.Mustafa da, onun defnine müsaade etmediğinden bu türbeye hiç bir padişah defin edilememiştir. 
    "Serir-i Aray-ı Hilâfet-i İslâmiye ve Saltanat-ı Osmaniye" adlı eserde, Savaşsız ve ka­yıpsız geçen yıllar; memleketin mâli bakımdan olsun, asayiş bakımından olsun, asude bir hayat geçirmesine imkân bul­duğu gözlenir. Aslında III.Osman tahta geçtiğinde Osmanlı hazinesinin müzayakası mevcuttu. Buna rağmen cülus bah­şişinin ödenmesinde bir sıkışıklığa düşülmemiştir. Sultan III.Osman pek sık sadrazam değiştirmiştir. Bunun en önemli sebeplerinden birisi, şehzade katli yolunu açmak istemesidir. Buna razı olmayan veziriazamları, başka bahaneler bularak ya öl­dürmek, yahut sürgüne yollamak suretiyle cezalandırma yoluna giderdi. Ağabeyi I.Mahmut'un musiki ve şiirdeki yüksek zevkini III.Osman'da göremeyiz.
     Cariyelerle karşılaşmamak için sarayda geldiği belli olsun diye ayakabılarına ses yapıcı kabaralar koydurmuştur. Çok acele eden bir kimseydi. Kadın meselesi üzerin­de en çok duran padişahlardandır. Kadınların sokağa çıkmasını yasaklamak ve süslenmeleri­ni kısıtlama icraatındandır. Rüşvete sevdiğini öldürtecek ka­dar düşman idi. Silahdarlıktan sadrazamlığa çıkardığı ve pek sevdiği Ali Paşayı rüşvet yüzünden azledip öldürttüğü bi­linir.
     Müdehaleci Padişah
Sadrazamların en muvaffak olan kısmını yüksek selahiyetle vazife yapanlar gösterebilmiştir. Bunlara bilhassa sıkın­tılı dönemlerde başvuranlar arasında bilindiği gibi, IV.Mehmet'in Köprülü Mehmet Paşası örnek gösterilir. Daha önceleride II.Selim'in Sokullu Mehmet Paşa merhumu, selahiyetleri ile başbaşa bırakarak padişahlığı müddetince başarıları­na alkış tutması perde arkasında kalmasına medar olmuşsa da, devletin kazancı azimsanmayacak mertebede olduğu gö­rülür. Böyle yapan padişahlar, işbeceren vezirleri sayesinde daha az sıkıntıya duçar olmuşlardır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa da, ondan önce Köprülüzâde Fazıl Ahmet Paşa da ge­niş selahiyetlerie mücehhezdiler. Bunlardan ilki, Viyana önle­rinde uğradığı bozgun yüzünden, padişahı sarsarken, Fazıl Ahmet Paşa uzun yıllar seferde kalmasına rağmen, padişa­hın rahatına halel gelmemiştir. Bunların padişah III.Osman tarafından bilinmediği iddia olunamaz. Ne kadar tehdit altın­da yaşarsa yaşasınlar mahrum olmadıkları derslerin başında dini bilgiler, Kur'an öğrenimi ve tarih dersi gelen şehzadeler, tahta da koşsalar, ahirete de yürüseler bu derslerden mah­rum edilmezlerdi.
     Hasbel kader, devletin başına geçtiklerinde, en muhtaç ol­dukları dersler bunların olduğunu her akıl sahibi takdir et­mektedir. III.Osman'ın şüpheci bir tabiyatı olması, bildiklerini uygulama imkanını tanımamış olsa gerek. Mesela tebdili kı­yafet sokaklarda gezmek, bulduğu kimselerle mülakat en başvurduğu kontrol makanizması olmasına rağmen, yakınla­rı ve hademeler teftişlerinden haberdar olduğu padişahlarının önüne çeşitli kıyafet vede meslek erbabı imişçesine çıkarlar, huyunu bildikleri padişahlarının haz edeceği cevaplan vererek hem mükafatlara nâü olurlar, hem de bu teftişlerden çı­kacak hayırlı sonuçlan saboteye muvaffak olurlardı.
     Böylece de millete ve mülke zarar verirler idi. III.Osman dönemi, bizim artık avrupa topraklarında sabit kalmaya ça­lıştığımız dönemi kapsar. Artık Osmanlı Ordusu şaşaalı za­ferlerin mümessili değildir. Bulunduğu kale, palanga vede ta­bii hududa sahip çıkmaya çalışan bir dönemin adıdır. Böyle bir dönemde, III.Osman'ın reisül küttabı yani bugünkü adıyla dışişleri bakanı Abdi efendi, ne dinimizin, ne durumumuzun ne de avrupa piyasası aleminin müsaade edip, kabulleneme­yeceği bir davranışın içindeydi. Bu davranışını ülkemize ge­len elçileri huşunetle karşılaması, bazen de bunları bir güzel dövmesiydi. Ahmet Rasim Bey, tarafımızca hazırlanmış tarihinde diyorki; "Bir defasında da İngiliz elçisi Porter'e fena halde ha­karet etmiştir. Mösyö Porter padişahın cülusunu tebrike geldiği sırada; Abdi efendi, elçiye teklif edeceği fermanı öp­mesini söylemiş. Sefir kabul etmeyince iki hizmetkar çağı­rarak kollarından sıkı sıkıya tutturduktan sonra, fermanı yü­züne sürmüştür."
     Vehhabiliğin Doğuşu
Bu sıralarda Vehhabi mezhebi parlamaya başlamıştı. Vehhabilik Mekke'nin takriben onbeş merhale Basra tarafında bulunan "Ayniyye" köyünde doğmuş bulunan Muhammed bin Abdulvahhab adlı birinin icat ettiği batıl bir mezheptir. Abdulvahhab Hanbeli mezhebindeyken, adeta din terk eder gibi ayrılmış, Ayniyye'den çıkma yoluna gitmiş ve köy köy dolaşarak batıl mezhebini yaymaya çalışmış ve ikna edecek epeyide muhatap bulabilmiştir. Böylecede islâm âlemimize bir bela daha düşmüştür.
     III.Osman'ın devrinde bazı tabii afetlerde zuhur etmiştir. Bunların arasında önemli yeri olan Hoca Paşa yangını zikre değer, bu yangın zuhur ettiğinde, sadaret Bıyıklı Ali Paşanın dönemini yaşamaktaydı. Bâb-i âli bu yangından payını almış bulunduğu için personel Kadırga limanında bulunan, Esma Sultanın sarayına taşınmıştır. Bu yangından başka Cibali yangını diye ünlenen bir diğer felaket husule gelmiş iki yangının verdiği hasar, İstanbul'un büyük bir kısmını yok ettiği devrin tarihçileri tarafından da bildi­rilmektedir. Haliç'in o sene meydana gelen müthiş soğuklar münasebetiyle donduğu müşahede olunmuş. Sultan III.Osman hatırnaz olup kendisinin üzerinde, Ebû Kof Ahmet Ağa isimli kızlarağasımn mühim tesiri var idi. Hünkarın sadrazamlarının sonuncusu olan Koca Ragıp Paşa, Ebû Kof Ahmet Ağa ile didişmekteydi. Padişahın o sı­rada hastalanarak yatağa düşmesi Ebû Kofa; Ragıp Paşayı azlettirme şansı getirmişti. Ebû Kof Ahmed Ağa, kafasında yer tutan Kül Ahmet Paşazade Ali Paşayı sadarete atamak için Ragıp Paşayı saraya çağırtmış, bunu temin içinde balta­cılar kethüdasını göndermişti. Ancak darü'ssade yazıcısı İb­rahim efendi de Koca Ragıp Paşaya bir tezkere göndermişti. Bu tezkerede hülaseten, padişahın sabaha çıkamayacak ka­dar ağır hastalığından söz ediliyordu. Padişah şirpençe has­talığının öldürücü safhasındaydı.
     Yazıcı, Ragıp Paşaya kendisini göstermemesini, gelenlere yok dedirtmesini tavsiye etmekteydi. Ragıp Paşa, bunu yeri­ne getirdi. Böylece gece yarısı eve dönen Koca Ragıp Paşa, padişahın vefat haberini aldı artık azilden kurtulmuş oldu. Osmanlı milleti de, Koca Ragıp Paşa gibi kıymetli bir sadrazam görmüş oldu ki Ragıp Paşanın belki hayatta en uzun günü, 30/ekim/1757 pazar günü yani padişahın vefat ettiği gün olmuştur. Sultan III.Osman'ın vefatı dolayısıyla Osmanlı tahtına çıkan III.Mustafa, Koca Ragıp Paşayı göre­vinde ipka edince, Ebû Kof için tehlike çanları çalmaya baş­ladı. Çok geçmedi Ragıp Paşa darü'ssaade ağasını azlettirip, önce Rodos'a sürgün etti. Arkasından ferman yetişti, hacıla­rın urban tarafından saldırıya uğramasına sebep olması ha­sebiyle katline karar verilmesiydi. Böylece de Koca Ragıp Paşanın bütün zarafetine ve şâir ruhlu olmasına rağmen ha­yatına kasdeden adamı, kurduğu tuzağa düşürmekten içtinab etmedi. İstanbul'un sembolleri arasında zaman zaman görünen Ahırkapı Feneri Sultan III.Osman'ın hatırasıdır.
     Vefatında ağabeyi Sultan Mahmut'u gömdürmediği Nûr-u Osmaniye türbesine kendi de defnolunmayarak, Yenicami türbesinde ağabeyinin yanına defnolundu. 3.Osman devri­nin diğer ülkelerdeki hükümdarlarına göz atarak bu devirle ilgili genel bilgileri tamamlayalım.
Almanyada imparator 1 Fransuva, İngiltere de kra! 2. Jorj, İran'da Şah t Hüseyin Han Kaçar, Papalık da 14. Benuva, Prusya da kral 2. Fredrik, Rusya da imparatori-çe Elizabet, Fransa da kral 15. Lui gibi kimselerdir. Ülkedeki meşhur zevat, III.Ahmet ve I.Mahmut devirle­rinde yetişmiş kimselerden ibarettir.

15 Mart 2020

Suleiman the Magnificent

     Kanuni Sultan Süleyman, Avrupa'da başarılar kazanırken, Anadolu'da iç isyanlar baş göstermiş, İran'da ise yıkılan Akkoyunlu devletinin yerine kurulan Safevi Devleti, doğuda Osmanlı İmparatorluğu için ciddi tehlike olmaya devam etmişti. Kanuni Sultan Süleyman, Avrupa'da İstanbul Antlaşmasıyla geçici de olsa barışı sağladıktan sonra, İran üzerine ilk seferine çıktı. Safevi Devletinin izlediği düşmanca politikalar ve Anadolu'da yaşayan Şiileri kışkırtmaları bu seferin düzenlenmesine neden oldu. Tebriz, Azerbaycan ve Hamedan istila edildi. Irakeyn seferiyle de Bağdat alındı (1534).
     Kanuni'nin Avusturya'ya sefer düzenlemesinden yararlanmak isteyen Safevi Şahı Tahmasb, kardeşinin Osmanlı İmparatorluğu'na sığınmasını bahane ederek, Tebriz, Nahçıvan ve Van'ı ele geçirdi. Bunun üzerine Kanuni Sultan Süleyman ikinci defa İran seferine karar verdi. Çıkılan İran Seferinden Van ve Tebriz geri alınarak dönüldü (1548). Safeviler 1553 tekrar saldırıya geçtiler. Doğu Anadolu'da ilerleyen düşman kuvvetleri Muş'a kadar gelip Erzurum'u kuşattılar. Kanuni Sultan Süleyman 3.İran seferine çıktı. Revan, Nahçıvan ve Karabağ alındı. Zor duruma düşen Şah Tahmasb'ın isteği üzerine barış yapıldı ve Amasya Antlaşması imzalandı (1555). Bu antlaşmayla, Yavuz döneminden beri süren İran sorunu çözüme kavuştu. Doğu Anadolu, Tebriz ve Bağdat Osmanlı hakimiyetinde kaldı. Amasya Antlaşması Osmanlı İmparatorluğu ve İran arasındaki ilk resmi antlaşmadır. Ayrıca İslam dünyasında yapılan ilk din barışı özelliği de taşımaktadır.


 

     Avrupalılar Akdeniz'deki Rodos, Kıbrıs, Girit, Malta gibi adalara hakim olmuşlar, açık denizlerde keşifler yapmışlar ve denizlerde güçlerini arttırmışlardı. Kanuni döneminde denizciliğe önem verildi ve büyük başarılar elde edildi. Kanuni döneminde Rodos adası, Sen Jan şövalyelerinin elindeydi. Şövalyeler korsanlık yapıyor, Türk donanmasına zarar veriyorlardı. 1522 yılında düzenlenen seferle Rodos fethedildi. Cezayir 1516'da Baba Oruç ve kardeşi Hızır Reis (Barbaros) tarafından İspanyollar'dan alınmıştı. 1518'de Barbaros, Cezayir'in hükümdarı olmuştu. Daha önce Yavuz bu iki denizcinin kendisinden yardım istemesi üzerine onlara iki kadırga ve levent vermişti. Kanuni, Barbaros Hayreddin Paşa'yı İstanbul'a çağırdı ve Kaptan-ı Deryalığa getirdi (1533). Böylece, Cezayir Osmanlı topraklarına katıldı. Barbaros Ege denizinde Venediklilerin elinde bulunan adaları aldı. Osmanlıların Akdeniz'de kuvvetlenmeleri ve tüm Ege denizine hakim olmaları Avrupa'yı telaşlandırmıştı. Ayrıca devam eden Avusturya ve Macaristan seferleri büyük bir Haçlı donanması hazırlanmasına neden oldu. Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanmasında Venedik ve Cenevizlilerden başka Malta, Portekiz ve İspanya'ya ait gemilerde bulunuyordu. Haçlı donanması 602, Osmanlı donanması ise sadece 122 parçaydı. Preveze körfezinde 27 Eylül 1538'de yapılan savaşta Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki Osmanlı donanması Preveze Deniz Zaferi'ni kazandı.
     Şarlken, Trablusgarb'ı aldıktan sonra buraya Sen Jan Şövalyelerini yerleştirmişti. Barbaros'un Preveze Deniz Zaferini kazanması ve Venediklilerin Osmanlılar ile barış imzalamaları Şarlken ve Papa'yı kızdırmıştı. Hazırlanan Haçlı donanması Cezayir'e saldırdı ancak Osmanlı donanması karşısında bozguna uğradı (1541). Barbaros'un yetiştirdiği Turgut Reis Trablusgarb'ı karadan ve denizden kuşatarak aldı. Ayrıca bu seferle Bingazi, Osmanlı ülkesine katıldı (1551). Turgut Reis'in İspanyollar'ın elinde bulunan Cerbe adasını kuşatması üzerine Andrea Doria komutasındaki bir Haçlı donanması İspanyollara yardıma geldi. Yapılan Cerbe Deniz Savaşında büyük bir zafer kazanıldı. Cerbe Osmanlılara geçti (1559). Rodos'un fethinden sonra Malta'ya yerleştirilen Sen Jan şövalyeleri Osmanlı için bir tehlike oluşturuyordu. Trablus ve Cezayir'in güvenliği için Malta'nın alınması gerekiyordu. Yapılan kuşatma sırasında Turgut Reis şehit oldu. Malta alınamadı (1565). Coğrafi keşiflerden sonra sömürge arayışları başlamış, Portekiz ve İspanya pek çok sömürge elde etmişlerdi.
Portekizliler Kızıldeniz ve Hint ticaret yollarına hakim olmaya çalışıyorlardı. Ümit Burnu'nun bulunması, Osmanlıların baharat ticaretine de büyük darbe vurmuştu. Kanuni Sultan Süleyman döneminde bu sebeplerden ötürü, dört kez Hint deniz seferi düzenlendi. Ancak Osmanlı donanmasının okyanus şartlarına uygun olmaması yüzünden bu seferlerin hiçbirisinde tam başarı sağlanamadı. 1551 yılında düzenlenen 2.Hint Seferinde Osmanlı donanmasının başında Piri Reis vardı. Türk Denizcilik tarihinde önemli bir yere sahip olan Piri Reis, bu sefer sırasında Maskat'ı almış ve Portekiz donanmasını büyük bir bozguna uğratmıştı. Ancak, Portekizlilerin Basra Körfezini kapatacaklarını düşünerek, donanmayı Basra'da bırakıp ganimetlerle geri döndüğü için Piri Reis Mısır'da idam edilmiştir. Ancak yine de Yemen, Eritre, Sudan sahilleri ve Habeşistan'ın bazı kısımları Osmanlı topraklarına katıldı. Arap yarımadası tamamen Osmanlı İmparatorluğu denetimine girdi. Kızıldeniz yabancı güçlere kapatılarak Osmanlı egemenliği sağlandı.
     Kanuni Sultan Süleyman 46 yıl saltanatta kaldı. Babası Yavuz Sultan Selim'den 6.557.000 km² olarak devraldığı Osmanlı topraklarını 14.893.000 km²'ye çıkardı. Kanuni Sultan Süleyman döneminde imar faaliyetleri devam etti ve ilk iş olarak babası Yavuz Sultan Selim tarafından temelleri atılan İstanbul Sultan Selim Cami'sini tamamladı. Bunun dışında yaptırdığı eserlerden bazıları şunlardır: Gebze'de Çoban Mustafa Paşa Cami ve Külliyesi, Afyon Sincanlı Sinan Paşa Cami, Bozöyük Kasım Paşa Cami. Osmanlı imparatorluğunun en parlak devrinin büyük mimarı ve dünya çapında bir sanatkar olan Mimar Sinan, Kanuni Sultan Süleyman döneminde bir çok eserler verdi. Bunlardan en önemlileri şunlardır: Halep Hüsrev Paşa Cami, İstanbul Haseki Külliyesi, İstanbul Şehzade Cami ve Medresesi, Üsküdar Mihrimah Cami, İstanbul Süleymaniye Cami ve Külliyesi, Tekirdağ Rüstem Paşa Cami ve Külliyesi, Silivri Kapı İbrahim Paşa Cami, İstanbul Rüstem Paşa Cami, İstanbul Sinan Paşa Cami, Topkapı Kara Ahmet Paşa Cami ve Külliyesi, Fındıklı Molla Çelebi Cami, Babaeski Semiz Ali Paşa Cami, Büyükçekmece Kanuni Sultan Süleyman Külliyesi ve Köprüsü, Süleymaniye Tekkesi. Büyük bir devlet adamı olan Kanuni Sultan Süleyman aynı zamanda ünlü bir şairdi. Şiirlerinde Muhibbi mahlasını kullanırdı. Meşhur şiirlerinden birisi şudur: "Halk içinde muteber bir şey yok devlet gibi, Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi. Saltanat dedikleri bir cihan kavgasıdır, Olmaya baht ü saadet dünyada vahdet gibi".

13 Mart 2020

Sultan II.Murat

     İkinci Murat, uzun boylu, beyaz tenli, doğan burunlu ve gayet güzel yüzlü bir padişahtı. Çok güzel konuşurdu. Sultan Murat sükuneti ve huzurlu yaşamayı arzu eden fakat icap ettiğinde gayet hareketli, cesur ve hiçbir şeyden yılmayan birisiydi. 30 senelik saltanatı müddetince, memleketini çok büyük bir şan ve şerefle idare ederek, emri altında bulunan herkeste, dindar, adil ve lütufkar bir padişah imajı bırakmıştır. Sultan II.Murat'ın çocukluğu Amasya'da geçti. 18 yaşında tahta çıktı. Şair ve hattattı. Çok iyi bir askerdi. Şiirler yazmıştır. Zamanında Venedik donanmasıyla savaşıldı. Selanik yeniden fethedildi. Düzmece Mustafa isyanı oldu ve bu isyanı bastırdı. 1422'de İstanbul'u kuşattı. 1423'de Mora yeniden alındı. 1428'de Germiyan Beyliği Osmanlılara katıldı. Venedik ve haçlılara karşı Güvercinlik zaferi kazanıldı. 1430'da Selanik yeniden alındı. 1438'de Bosna'ya hakim olundu. 1439'da Belgrad kuşatıldı. 1443'de haçlılara karşı İzledi Derbendi zaferi kazanıldı. 1444 Temmuz'unda Segadin antlaşması yapıldı, fakat haçlılar sözlerinde durmadılar. İkinci Murat küçük yaştaki oğlunu tahta çıkarınca, ümide kapılarak Osmanlı topraklarına girdiler. Oğlu İkinci Mehmet (Fatih) ordunun başına babasını başkumandan tayin etti. Kasım 1444'de Varna Zaferi kazanıldı. Varna Zaferinden sonra Sultan II.Murat tekrar tahta geçti. 1445'de Arnavutluk ve Mora'ya sefere çıktı. 1448 senesinin Ekiminde haçlılar yeniden saldırdılar. Bu defa da İkinci Kosova Zaferi kazanıldı.



     1451 senesinde Sultan Murat bütün esirlerini salıverdi. 47 yaşında olduğu halde Edirne Sarayında vefat etti. Vasiyeti üzerine Bursa'da Muradiye Cami'sinin yanına defnedildi. Mezarının üzerini örtmemeyi, kenarlarına hafızların oturup Kur'an okuyabilmeleri için yerler yapılmasını ve Cuma günü mezara konulmasını vasiyet etmişti. Vasiyeti öylece yerine getirildi. Sultan II.Murat zamanında memleketin bir çok yerlerinde, camiler, medreseler, saraylar ve köprüler yapılmıştır. Bunlardan birisi Edirne'deki Üç Şerefeli Cami'dir. Caminin yanında bir medrese ve fakirler için bir imarethane mevcuttur. Yine Edirne'de Muradiye Cami'sini bina ettirmiştir. Bu caminin duvarları ve mihrabı son derece güzel çinilerle süslenmiştir. Bursa'daki Muradiye Cami ve Ergene Nehri üzerindeki 170 ayaklı Uzun Köprü'yü de Sultan Murat yaptırmıştır. Silsile-i Saadet-i Nakşıbendiyye'den Hace Yakub Darhi, Seyhi Emir Sultan, Hacı Bayram Veli, İbn-i Haceri Askalâni, Muhammediye kitabının müellifi Yazıcızade Muhammed Efendi II.Murat devrinde vefat eden büyüklerdir.