Meşrutiyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Meşrutiyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2020

Meşrutiyet Dönemleri

Meşrutiyet: Hükümdarla yönetilen bir ülkede hükümdarın başkanlığı altında parlamento yönetimine dayanan hükümet biçimidir. Bir hükümdarın yetkilerini demokratik bir anayasa ile "şarta bağlamak" yani halkla hükümdar arasında bir yetki paylaşmasına gidilmesidir.


I. Meşrutiyet Dönemi (1876 - 1878)
– Tanzimat ve Islahat Fermanları, Osmanlı Devleti’nin ve toplumun yenileşmesi, çağdaşlaşması için önemli adımlar olmakla birlikte yeterli değildi. Bu belgeler, padişahın iradesiyle yayınlanan buyruklardı. Bunlara göre çıkarılması gereken yasalar da yine padişahların iradesini temsil ediyordu. Yani Osmanlı Devleti’nin yönetim biçimi yine “mutlakiyet” idi.
– Yapılan yenilikler imparatorluktan ayrılma hareketlerini önleyemiyordu. Gerçekte bu ayrılıkçı hareketler, Avrupa’da gelişen ulusçuluk akımının sonuçları olduğu halde, bazı Osmanlı aydınları, bu ayrılıkçı hareketlerin nedenini bir ölçüde haklı olarak, devletin mutlakiyetle yönetilmesine bağlıyordu.
Osmanlı aydınları: Öncülüğünü Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın yaptığı ve bizde “Yeni Osmanlılar” Avrupa’da ise “Genç Türkler” adlarıyla anılan aydınlar, imparatorluğun dağılışını önlemek için “meşrutiyet” yönetimine geçilmesi gerektiğini savunuyorlardı. Başta Mithat Paşa olmak üzere bazı devlet adamları meşrutiyetin ilanıyla Avrupa’nın içişlerimize karışmalarının da önlenebileceğine inanıyorlardı.
– Mithat Paşa önderliğinde Genç Osmanlılar, meşrutiyete karşı olan Abdülaziz’i tahttan indirerek, V. Murat’ı tahta çıkardılar. Kısa sürede V. Murat’ın devleti yönetemeyeceği anlaşılınca, meşrutiyeti ilan edeceğine söz veren II. Abdülhamit’i tahta çıkardılar (31 Ağustos 1876).
– Bu sırada; Rusya’nın Panislavist propaganda ve kışkırtmaları sonucunda 1875’te Hersek’te çıkan ayaklanma önlenememiş ve Balkanlara yayılmıştı. İngiltere, Balkan sorunlarını görüşmek için Paris Antlaşması’nı imzalamış olan devletlerin katılımıyla bir konferans toplanmasını önerdi. Osmanlı, bunun kendi içişlerine karışılması olduğunu söyleyerek itiraz ettiyse de etkili olamadı ve konferansın İstanbul’da toplanması kararlaştırıldı.
İstanbul (Tersane) Konferansı: Balkan sorunlarını görüşmek bahanesiyle 23 Aralık 1876’da toplanan konferansta, Sırbistan ve Karadağ’ın topraklarının genişletilmesi, Bosna – Hersek ve Bulgaristan’da özerk yönetimler kurulması yolunda alınan kararlar, Osmanlı Devleti tarafından reddedildi. Konferans 20 Ocak 1877’de dağıldı.
– Bu durum meşrutiyet taraftarlarını harekete geçirdi. Bir kurul oluşturuldu ve bu kurul Osmanlı için anayasa görevi görecek olan Kanun-i Esasi’yi hazırladı. Kanun-i Esasi İstanbul Konferansı’nın çalışmaya başlayacağı 23 Aralık 1876’da ilan edildi. Konferansın açılışında söz alan Osmanlı temsilcisinin, artık meşrutiyet ilan edildiğine göre bu toplantıya gerek kalmadığını söylemesi, meşrutiyetin ilanı ile dış müdahalenin engellenmek istendiğinin göstergesidir. Ancak meşrutiyetin ilanı Avrupa devletleri üzerinde etkili olmadı ve konferans çalışmalarına devam etti.
23 Aralık 1876 da ilan edilen anayasa aslında özgürlükçü bir rejim getirmiyordu:
       Egemenlik kayıtsız şartsız Osmanlı ailesine aitti.
       Osmanlı vatandaşlarının siyasi parti kurma ve toplantı özgürlükleri yoktu.
        Padişahın yetkileri İslam hukuku ile sınırlandırılmıştı.
        Tek yenilik bir kanadını halkın (Mebusan Meclisi) bir kanadını padişahın (Ayan Meclisi) seçtiği bir parlamento kurulmasıydı.
        Parlamentoya yasama yetkisi verilmemişti.
        Hükümet padişaha karşı sorumluydu.
        Meclisi açma-kapama yetkisi padişaha aittir.
Sonuçta padişahın mutlak ve monarşik niteliği bu rejimde de değişmiyordu.
– İlk Osmanlı Mebusan Meclisi 20 Mart 1877’de padişah tarafından açıldı ve bu meclisin çalışmaları 14 Şubat
1878’e kadar sürdü. II.Abdülhamit, 1877’de başlayan Osmanlı – Rus Savaşı’nı (93 Harbi) bahane ederek Mebusan Meclisini süresiz olarak kapatarak meşrutiyet yönetimine son verdi.
İstibdat yönetimi: Osmanlı İmparatorluğu Avrupa devletleri arasında paylaşılırken, II.Abdülhamit’in baskıcı mutlak yönetimi gitgide ağırlaşıyordu. Söz, yazı ve toplanma özgürlükleri kaldırıldı. Basına sansür konuldu. Ülke içinde geniş bir hafiye örgütü kurularak halk, denetim ve izleme altına alındı.
Padişahın, meşrutiyet için çalıştığından kuşkulandığı herkes hapse atıldı ya da sürgün edildi. Ulusal ve yenilikçi roman ve tiyatro eserlerinin yayımlanması yasaklandı.
II. Meşrutiyete Ortam Hazırlayan Gelişmeler
-- 1889 da askeri tıp öğrencileri tarafından kurulan İttihat ve Terakki cemiyetinin meşrutiyeti geri getirme faaliyetleri
– 1908 Reval Görüşmesi’nde Makedonya’nın Osmanlı yönetiminden ayrılması için İngiltere ve Rusya’nın anlaştığı ve ilk aşamada Makedonya’da ıslahat yapılmasını istedikleri öğrenilince, İttihat ve Terakki yönetimi harekete geçmeye karar verdi.
– Cemiyet, Makedonya’nın imparatorluk yönetiminde kalması ve devletin içişlerine karışılmamasının zorunlu koşulu olarak, “Abdülhamit’in mutlakiyetçi yönetiminin yıkılmasını ve meşrutiyete geçilmesini” öngörüyordu.
– 3 Temmuz 1908’de Yüzbaşı Resneli Niyazi Bey, Yıldız Sarayı’na gönderdiği telgraflarla meşrutiyetin ilan edilmesini istedi ve birliğiyle Manastır’da ayaklandı. Bir hafta sonra Binbaşı Enver Bey de Selanik’te ayaklandı. İttihat ve Terakki Cemiyeti, 23 Temmuz 1908’de Selanik hükümet konağını işgal etti. Ayaklanmaları bastıramayan II.Abdülhamit, aynı gün Kanun-i Esasinin uygulanacağını duyurdu.
II. Meşrutiyetin İlanı ve Siyasi Gelişmeler
II. Meşrutiyetle Kanun-i Esasi'de değişiklikler yapıldı:
       Padişahın Meclisi kapatma yetkisi zorlaştırıldı.
       Meclis üstünlüğü sistemi getirildi.
       Hükümet meclise karşı sorumlu hale getirildi. (Padişahın yürütme yetkileri kısıtlanmış, halk iradesi yürütme organı üzerinde denetim hakkı kazanmıştır.)
       Meclis padişahtan izin almadan yasa önerme hakkına sahiptir. (Padişahın yasama yetkileri kısıtlanmıştır.)
       Siyasi partiler kuruldu. (Ahrar, Hürriyet ve İtilaf, Fedakaran-ı Millet, İttihadı Muhammet ve Ahali partisi)
       Ayrıca bu dönemde sansür kaldırıldı. Siyasi suçlular affedildi.
        Uluslar arası antlaşmalar Mebusan Meclisi’nin onayından sonra yürürlüğe girecektir.
       Padişahın meclisi feshetme yetkisi zorlaştırılmıştır.
       Bu dönemde Türkçülük akımı önem kazanmaya başladı.
       Yapılan seçimler sonucunda İttihat ve Terakki Partisi en güçlü siyasi parti haline geldi.
Meşrutiyet yönetiminin ilk günlerinde iktidar boşluğu ve geçiş döneminin getirmiş olduğu kargaşalıklar sonucunda;
     •       1908 de Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti.
     •       1908 de Girit Yunanistan'a katıldı.
     •       1908 de Avusturya - Macaristan, Bosna-Hersek'i kendi topraklarına kattı.
31 Mart Olayı (13 Nisan 1909)
       Devletin dağılmasını engellemek için ilan edilen II. Meşrutiyet, yeni toprak kayıplarını beraberinde getirmiştir.
       1909 yılı başlarından itibaren II. Meşrutiyet rejimine karşı Osmanlı Ahrar Fırkası önderliğinde büyük bir muhalefet başlamıştır. Ayrıca Volkan ve Serbesti gazetesinde İttihat ve Terakkiye karşı sert eleştiriler ile halk harekete geçirilmeye çalı­şılmıştır.
       31 Mart'ta Taksim kışlasında avcı taburu askerleri kendi subaylarına karşı ayaklandılar. Meşrutiyet'e karşı olan bu topluluk pek çok su­bay, mebus ve gazeteciyi öldürmüştür.
► Hareket ordusunun kurmay başkanlığını Kolağası Mustafa Kemal yapmıştır
► İsyanı bastıran Hareket ordusu Yıldız Sarayı­na gelerek II.Abdülhamit'i tahttan indirerek yerine V.Mehmet Reşat'ı padişah ilan etmiştir. (27 Nisan 1909)

Sultan II.Abdülhamit

Abdülhamit Han 21 Eylül 1842 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülmecit, annesi Tir-i Müjgan Kadın Efendi'dir. Çok küçük yaştayken annesini kaybettiği için öksüz büyüdü ve onu üvey annesi Piristu Kadın yetiştirdi. Çocukluğunda çok zayıf bir bünyeye sahip olan Sultan İkinci Abdülhamit Han sık sık hasta olurdu. Babasının padişahlığı sırasında bu durumu yüzünden özel ilgi gördü. Çok hoşgörülü bir ortamda büyüdü. Kültür derslerinin yanında musiki dersleri aldı ve piyano çalmayı öğrendi. Bekarlığı sırasında çok serbest bir hayat yaşayan İkinci Abdülhamit, evlendikten sonra tüm boş zamanını ailesiyle, çocuklarıyla geçirmeye başladı.


  

     Sultan II.Abdülhamit, yıkılmak üzere olan Osmanlı İmparatorluğunu 33 yıl ayakta tutmayı başarmış büyük bir padişahtır. Dindar bir insan olan padişah ibadetlerini aksatmazdı. Hayırsever ve cömert bir insandı, sıradan bir vatandaş gibi yaşardı. Yunan seferi sırasında, kendisine hazinede yeterli para bulunmadığı söylenince, atalarından kalma şahsi servetinden masrafları karşılamış, devletten beş kuruş almamıştı. Boş vakitlerini marangozhanede geçirir, harika eşyalar yapar, bunları sattırır ve parasını fakire fukaraya dağıttırırdı. Son derece şefkatli bir insan olan Sultan II.Abdülhamit'in kendisini öldürmek isteyenleri bağışlaması, dünya siyaset tarihinde görülmemiş bir olaydır. Sultan Abdülhamit, kültüre önem vermiş ve eğitim konusunda hizmet verecek birçok mekan yaptırmıştır. Üniversiteler, Güzel Sanatlar Akademisi, Ticaret ve Ziraat Okulları kuran Abdülhamit Han, ilk ve orta dereceli okullar, dilsiz ve kör okulları, kız meslek okulları da yaptırmıştır. Vilayetlere liseler, kazalara ortaokullar kurmakla beraber, ilkokulları köylere kadar ulaştırdı. İstanbul'da Şişli Etfal Hastanesini ve Darülaceze'yi kendi şahsi parasıyla yaptırdı. Hamidiye adı verilen nefis içme suyunu borularla İstanbul'a getirtti. Karayollarını Anadolu içlerine kadar uzatan Padişah İkinci Abdülhamit, Bağdat'a ve Medine'ye kadar da demiryolları döşetmiştir. Büyük şehirlere atlı tramvay hatları döşetti.
     İMAR ÇALIŞMALARI (MİMARİ)
     Kültür, Sanat ve Mimari gibi konulara önem veren ve ince ruhlu bir padişah olan Sultan II.Abdülhamit döneminde, özellikle yabancı mimarların faaliyetleri göze çarpar. İkinci Abdülhamit'in padişahlığı döneminde yerli ve yabancı mimarların yaptıkları mimari çalışmalardan bazıları şunlardı; İstanbul Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi, Yüksek Ticaret Merkezi, Tarabya İtalyan Sefareti, Haydarpaşa Tıbbiye Mektebi, Düyun-ı Umumiye ve Karaköy Osmanlı Bankası, Karaköy Palas iş hanı, Maçka Palas, Ankara İş Bankası, İstanbul Maçka İtalyan Sefareti, Haydarpaşa Garı, Sultanahmet'de Alman Çeşmesi, Sirkeci Garı, Kütahya Ulu Camii, İstanbul Yıldız Hamidiye Camii, Cihangir Camii.
     BİRİNCİ MEŞRUTİYET
     İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenleri, Balkanlar'da ard arda çıkan isyanlar ve giderek çoğalan ülke bunalımlarını bahane ederek Sultan Abdülaziz'i tahttan indirip yerine Sultan V.Murat'ı padişah yapmışlardı. Kısa bir süre sonra Sultan Murat'ın hasta olduğunun anlaşılmasından sonra yerine Sultan II.Abdülhamit getirildi. Avrupa ile olan ilişkiler sonucu Osmanlı Devleti'nde de bir aydın sınıf oluşmuştu. İttihat ve Terakki Cemiyeti bu aydınların sözcüsü gibi çalışıyor ve Meşruti yönetimin gelmesiyle ülkede bir rahatlama olacağına inanıyorlardı. İkinci Abdülhamit tahta çıkmadan önce Meşrutiyeti ilan edeceğini vadetmişti. Padişah olur olmaz bu sözünü tuttu ve 23 Aralık 1876'da Osmanlıların ilk anayasası olan Kanun-i Esasi'yi ilan etti. İlan edilen I. Meşrutiyet çok uzun sürmedi. Mithat Paşa padişahların yetkilerini kısıtlamak istiyordu. Bu durumdan rahatsız olan Sultan 2. Abdülhamit, Sultan Abdülaziz'in öldürülmesinden sorumlu tuttuğu Mithat Paşa'yı sadrazamlıktan azletti ve sürgüne gönderdi. Osmanlı-Rus savaşı ve Meclisteki Mebusların aralarındaki çekişmeleri yüzünden meclis çalışamaz hale gelmişti. 1878'de Abdülhamit Han meclisi tatil ettiğini açıkladı.
     1877-1878 OSMANLI-RUS SAVAŞI (93 HARBİ)
     Osmanlı-Rus gerginliği Paris Antlaşmasıyla aşılmıştı ama Rusya bu durumdan memnun değildi. Çünkü bu antlaşmada var olan Karadeniz'in tarafsızlığı ilkesi Rusya'nın çıkarlarına ters düşüyordu. Ayrıca Rusya Slav ırkından olan uluslar arasında yaymaya çalıştığı Panislavizm hareketlerine hız vermişti. Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ ve Bulgaristan'da ayaklanmalar çıktı. Yeni bir savaştan çekinen Avrupalılar bir konferans düzenlediler. Konferans devam ederken Osmanlı Devleti, Birinci Meşrutiyeti ilan etti. Osmanlı Devleti İstanbul Konferansı'nda alınan kararları kabul etmedi. Çünkü müzakerelerde Bosna'ya, Hersek'e ve Bulgaristan'a muhtariyet verilmesini, Sırbistan ve Karadağ'dan Osmanlı kuvvetlerinin çekilmesini istediler. Avrupalılar Londra'da yeni bir konferans topladılarsa da savaşa engel olunamadı. Savaş, Rusların Balkanlarda Tuna'yı geçerek Osmanlı topraklarına saldırmasıyla başladı. Doğu'da ise Arpaçay'ı geçen Ruslar, Kars ve Ardahan'ı ele geçirdiler. Rus ordusunu Gazi Ahmet Muhtar Paşa Erzurum'da durdurdu. Batı'da, Gazi Osman Paşa Plevne'de Rus saldırılarına uzunca bir süre başarıyla karşı koydu ise de gerekli yardımı alamadı. Ruslar Plevne ve Sapkayı geçtiler. Böylece Edirne yolu Ruslara açılmış oluyordu. Rus Ordusu'nun Yeşilköy'e kadar gelmesi üzerine Osmanlı Devleti barış istedi. 
     OSMANLI DEVLETİ'NİN DAĞILMASI

     Berlin Antlaşması'ndan sonra Osmanlı Devleti dağılma sürecine girmiştir. Balkanlarda yaşayan ulusların bağımsızlıklarını kazanmaya başlamaları ve ardından Rusya ile yapılan savaş neticesinde imzalanan antlaşmalarla Osmanlı Devleti o görkemli devirlerini aramaktaydı. Rusya'nın Akdeniz'e açılması ihtimalini öne süren İngilizler Kıbrıs'ı işgal etti. Osmanlı Devleti toprak mülkiyeti kendisinde kalmak şartı ile adayı geçici olarak İngiltere'ye devretti. Fransa, Cezayir'e yerleştikten sonra gözünü Tunus'a dikmişti. Berlin Konferansında aradığı fırsatı ele geçiren Fransa, Tunus'u işgal etti. Osmanlı Devletinin Protestosu sonuç vermedi. Fransızların Tunus'u işgal etmeleri üzerine İngilizler de harekete geçti. 1869 yılında Süveyş Kanalının açılması Mısır'ın Jeopolitik konumunu artırmıştı. Bu durum Mısır üzerindeki İngiliz ve Fransız rekabetini hızlandırdı. Mısır Hıdivi İsmail Paşa Mısır'ı iyi idare edemiyor ekonomik problemler halkın Avrupalı tüccarların işyerlerine saldırmalarına yol açıyordu. Bu gelişmeleri bahane eden İngiltere Mısır'ı işgal etti (1882).
     Yunanistan'ın bağımsızlık kazanmasından sonra Giritli Rumlar Yunanistan'a bağlanmak istedi. Osmanlı Devleti bunu kabul etmedi. Çıkan isyan bastırıldı. Yunanistan'ın Girit'e asker çıkarması üzerine Osmanlı Devleti Yunanistan'a savaş açtı. Teselya bölgesinde yapılan savaşta, Gazi Ethem Paşa komutasındaki Osmanlı Kuvvetleri Yunanlıları bozguna uğrattı (1897). Avrupalı devletlerin araya girmesiyle bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşma ile Girit'e muhtariyet verildi. 1908 yılında Yunanistan adayı yeniden işgal etti. Balkan Savaşlarından sonra Girit tamamıyla elimizden çıktı. Bosna-Hersek'in idaresi Berlin Antlaşmasıyla geçici olarak Avusturya'ya verilmişti. Sultan II.Abdülhamit'in İkinci Meşrutiyeti ilan etmesinden sonra yaşanan karışıklıklar sonunda Avusturya bu bölgeyi resmen topraklarına kattı. Osmanlı Devleti Yeni Pazar sancağı bizde kalmak şartı ile bunu kabul etmek zorunda kaldı (1908). Berlin Antlaşmasıyla üç bölgeye ayrılan Bulgaristan Prenslik haline gelmiş Doğu Rumeli ve Makedonya ıslahat yapılmak şartıyla Osmanlı Devletinde kalmıştı. 1885'de Doğu Rumeli'de isyanlar çıkmıştı. Bulgaristan Doğu Rumeli'yi kendisine bağladığını ilan etmişti. II. Meşrutiyetin ilanından sonra Bulgaristan bağımsızlığına kavuştu ve Doğu Rumeli'yi de içine alan bir Bulgaristan Krallığı kuruldu.
     İKİNCİ MEŞRUTİYET

     Meşrutiyet yanlıları Jön Türkler adı altında çalışmalara başlamışlar ve padişah Sultan II.Abdülhamit'e Meşrutiyeti tekrar ilan etmesi için baskı yapmaya başlamışlardı. Daha çok Makedonya'da örgütlenen İttihat ve Terakki Partisi ileri gelenleri beraberindekilerle ayaklanmaya başladılar bu isyanların daha da büyümesinden çekinen Sultan Abdülhamit Han, Meşrutiyeti İkinci kez ilan etti (23 Temmuz 1908). İkinci Meşrutiyetin ilanı ile; ülkede asayiş ve güven ortamı kurulmuş, sansür kaldırılarak basına serbestlik tanınmış, hürriyet ve güven ortamı kurulmuş, siyasi partiler oluşmaya başlamış, Kanun-i Esasi yürürlüğe girmiş ve anayasa üzerinde önemli değişiklikler yapılmış ve Türk halkı ikinci kez yönetime padişah yanında katılma imkanı bulmuştur.
     31 MART OLAYI
     Meşrutiyetin yeniden ilanından sonra çeşitli gruplar arasında çekişmeler ve tartışmalar başlamıştı. Meşrutiyete karşı olanlar avcı taburları ile birleşerek İstanbul'da büyük bir isyan başlattı. Selanik'ten gelen hareket ordusu bu isyanı bastırdı. Tarihimize 31 Mart vakası olarak geçen bu olaydan sonra İttihat ve Terakki Partisi daha da güçlendi ve bu olaydan dolayı sorumlu tutulan Sultan II.Abdülhamit tahttan indirildi. Sultan Abdülhamit'in yerine Sultan Mehmet Reşat padişah oldu.