Mehmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2020

Padişahlar hayatlarını nasıl kaybettiler?

Tahta çıkmış 36 Osmanlı padişahının 27’si çeşitli hastalıklar sonucu vefat ederken 1’i savaş meydanında şehit olmuş, 4’ü öldürülmüş 1’i zehirle intihar etmiş 1’i zehirlenmiştir. 2 padişahın ise eceliyle mi yoksa öldürüldüler mi halen tartışmalı bir konudur.

     Padişahların ölüm sebeplerinin başında beyin kanaması gelmektedir. 6 Osmanlı padişahı beyin kanamasından vefat etmiştir. Kanser ve verem 2. sıradadır. Osmanlı padişahlarının ikisi prostat biri de mide kanseri olmak üzere dördü kanserden ölmüştür. Dört padişah veremden ölürken bunların üçü baba oğul ve torun olmaları dikkat çekicidir: Sultan II.Mahmut, Sultan Abdülmecit ve II.Abdülhamit. Kalp hastalıkları da padişahların ölüm sebepleri arasında önemli bir yer tutar. İki padişah kalp yetmezliğinden iki padişah da kalp krizinden ölmüşlerdir. Osmanlı sultanlarının ölümünde şeker hastalığının vücutta yıllarca süren tahribatı da önemli bir rol oynamış, üç Osmanlı padişahı şeker hastalığının neticesinde vefat etmişlerdir. Bunlar III.Ahmet, V.Murat ve V.Mehmet Reşat’tır. Birer padişahın ölümüne sebep olan rahatsızlıklar ise zatürre, iç kanama, böbrek yetmezliği, siroz, sara ve felçtir. Savaş meydanında şehit olan tek Osmanlı padişahı Birinci Murat’tır. Timur’un eline esir düşen Yıldırım Bayezit zehir içerek intihar ederken II.Bayezit zehirlenmiş, II.Osman, Sultan İbrahim, III.Selim ve IV.Mustafa isyanlar ve taht kavgaları yüzünden öldürülmüşlerdir. Osmanlı padişahlarının sağlığıyla bir hekimbaşının başkanlığında saraya bağlı “Hassa Hekimleri” teşkilatı ilgilenirdi. Hekimbaşlarının görevde kalmaları hükümdarların sağlığıyla yakından ilgiliydi. Padişah herhangi bir hastalıktan vefat ederse hekimbaşı görevinden alınırdı.
     I.Murat harp sahrasında şehit olan tek Osmanlı padişahıdır. 15 Haziran 1389’da Sırplar’ın büyük bir bozguna uğradığı Birinci Kosova Savaşı’nın sonunda Sırp Kralı Lazar’ın damadı Miloş Obroneviç padişahın huzuruna çıktığı sırada göğsünde sakladığı hançeri Birinci Murat’a saplayarak sultanı şehit etti. En büyük Osmanlı komutanlarından olan Yıldırım Bayezit 1402’de Ankara Muharebesi’nde Timur’a esir düşmüştü. İçine düştüğü durumu hazmedemeyen padişah yüzüğündeki zehiri içerek 8 Mart 1403’te Akşehir’de intihar etti. Zehirle ölen bir diğer Osmanlı padişahı da aynı ismi taşır. Fatih’in oğlu İkinci Bayezit Nisan 1512’de askerin isyanı sonucunda oğlu Yavuz Sultan Selim lehine tahttan çekildikten sonra ömrünün kalanının geçireceği Dimetoka’ya doğru yola çıktı ancak buraya varamadan 21 Mayıs 1512’de yolda öldü. Muhtemelen Yavuz ileride bir taht kavgasını çıkmasını önlemek için babasını zehirletmişti.
     Osmanlı tarihinin en gizemli ölümü Fatih Sultan Mehmet’inkidir. Fatih Sultan Mehmet Mayıs 1481’de Mısır Memlük devleti üzerine sefere çıktı. Gebze yakınlarında hastalanınca başhekimi Lari müdahale etti ancak sultanı tedavi edemeyince eski başhekim Yakup Paşa sultanı iyileştirmekle görevlendirildi. Yakup Paşa bazı ilaçlar vererek padişahın sancısını azaltmak istedi fakat ilaçların bir faydası olmadı. Fatih kısa bir komadan sonra 31 Mayıs 1481’de Gebze’de Hünkâr Çayırı’nda öldü. Günümüze kadar süren tartışmalar ve bütün araştırmalara rağmen Fatih’in ölümündeki sır çözülemedi.
     Osmanlı tarihinde bir isyan sonucu öldürülen ilk padişah İkinci Osman’dır. II.Osman çevresindekilerin yanlış yönlendirmesi ve kendisinin de gençliğinin verdiği tecrübesizlikle askerin isyanına sebep oldu. Sadrazam Davut Paşa ve yanındakiler Yedikule’de genç padişahı bir kementle yakalayıp boğdular. Osmanlı tarihinde ilk defa bir padişah idare ettiği insanlar tarafından öldürülüyordu. Mayıs Öldürülen bir diğer Osmanlı padişahı Sultan İbrahim’dir. Sultan İbrahim 7 Ağustos 1648’de tahttan indirilip yerine küçük yaştaki oğlu Mehmet geçirilmişti. Ancak tahttan indirilen padişah kapatıldığı yerde 10 gün kalabildi. Feryatları bütün saray halkını etkiliyordu. Sultan İbrahim’i yeniden tahtta çıkarmak isteyenlerin sayısı artınca Kösem Sultan ve devlet ileri gelenleri sultanı 18 Ağustos 1648’de boğdurttular. Osmanlı tarihinde adı yeniliklerle anılan Sultan Üçüncü Selim Kabakçı İsyanı’yla Mayıs 1807’de tahttan indirilip yerine Dördüncü Mustafa geçirilmişti. Sarayda hapsedilen padişahı tekrar tahta çıkarmak için Nizâm-ı Cedit taraftarları Rusçuk’ta örgütlendiler. Alemdâr Mustafa Paşa bir orduyla İstanbul’a gelerek Sultan Selim’i tekrar tahta çıkarmaya teşebbüs etti. Ancak tedbirli davranmadığı için IV.Mustafa taraftarları 28 temmuz 1808’de III.Selim’i öldürdüler. Üçüncü Selim’i öldürten Dördüncü Mustafa da aynı akıbete uğradı. Askerlerin IV.Mustafa’yı tekrar tahta çıkarmaya teşebbüs etmesi üzerine tahtını emniyete almak isteyen II.Mahmut onu 17 Kasım 1808’de boğdurttu.
     1861 ile 1876 yılları arasında Osmanlı tahtında bulunan Sultan Abdülaziz de Fatih Sultan Mehmet’ten sonra ölümü en fazla tartışılan padişahtır. Tahttan indirildikten birkaç gün sonra 4 Haziran 1876’da Feriye Sarayı’nda bilekleri kesilmiş bir halde bulunan padişahın tahtan indirilmenin üzüntüsü ile intihar ettiği söylenir. Ancak öldürülmüş olma ihtimali daha kuvvetlidir.

OSMAN GAZİ: Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu olan Osman Gazi 1326’da kalp yetmezliğinden öldü.

ORHAN GAZİ: 82 yaşındayken felç yüzünden 1362’de öldü.

ÇELEBİ MEHMET: 1421’de yüksek tansiyon yüzünden beyin kanaması geçirdi ve kısa bir süre sonra öldü.

II. MURAT: Şiddetli bir baş ağrısı sebebiyle yatağa düştü ve üç gün sonra 3 Şubat 1451’de hakkın rahmetine kavuştu. Ölüm sebebi beyin kanaması veya beyindeki bir timördür.

YAVUZ SULTAN SELİM: 21 Eylül’ü 1520’yi 22 Eylül’e bağlayan gece kanserden vefat etti.

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN: 1566’da Zigetvar kuşatmasının son günü 6-7 Eylül gecesi beyin kanamasından hayatını kaybetmiştir.

II. SELİM: Hamamda düşüp yaralandığı söylenir. 1574’te göğüs boşluğundaki bir kanama yüzünden öldü.

III. MURAT: 17 Ocak 1595’te prostat kanserinden öldü.

III. MEHMET: Bir gün saraya dönerken yolda karşılaştığı bir meczub “56 gün sonra gelecek kazadan kurtulamazsın. Gafil olma padişahım” demişti. Bu olay Üçüncü Mehmet’i derinden etkiledi. Padişah yemeden içmeden kesildi ve 22 Aralık 1603’te kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi.

I. AHMET: Çok gençken 22 Kasım 1617’de 28 yaşında mide kanserinden öldü.

I. MUSTAFA: Osmanlı tarihinde tek “Deli” padişahı olan Sultan Mustafa 1623’te tahttan indirildikten sonra 20 Ocak 1639’da bir sara nöbeti sırasında öldü.

IV. MURAT: Osmanlı İmparatorluğu’nu eski parlak günlerine döndüren Dördüncü Murat gençlik döneminde çektiği sıkıntılar ve çevresinin de etkisiyle içkiye oldukça düşkündü. 8 Şubat 1640 gecesi sirozdan vefat etti.

IV. MEHMET: 1687’de tahttan indirildikten sonra dört yıl sonra 4 yıl hapis hayata yaşadı. Yakalandığı zatürrenin ilerlemesi sonucu 6 Ocak 1693’te öldü.

II. SÜLEYMAN: 40 yıl sarayda hapis hayatı yaşadıktan sonra 1691’de tahta çıktı. Viyana bozgun yıllarında sıkıntılı geçen dört yıllık bir padişahlığın ardından 6 Şubat 1695’te böbrek yetmezliğinden öldü.

II. AHMET: 6 Şubat 1695 yılında kalp yetmezliğinden veya ödemden öldü.

II. MUSTAFA: 1703’te bir isyan sonucu tahttan indirildi Bu olayın üzüntüsünü üzerinden atamadan 29 Aralık 1703’te prostat kanserinden öldü.

III. AHMET: Eğlenceleriyle meşhur Lale Dönemi’nin padişahı olan Üçüncü Ahmet 1730’da Patrona isyanı sonucu tahttan indirildi. Yıllarca Topkapı Sarayı’nda hapis hayatı yaşadıktan sonra şeker hastalığının vücudunda meydana getirdiği tahribatın sonucunda 24 Haziran 1736’da öldü.

I. MAHMUT: 21 yıl padişahlık yaptıktan sonra 13 Aralık 1754’te bir Cuma namazı dönüşünde saraya dönerken attan düşüp beyin kanaması geçirdiği için vefat etmiştir.

III. OSMAN: Üç yıllık hükümdarlığını sonunda 1757’de veremden veya mide kanserinden 30 Ekim 1757’de öldü.

III. MUSTAFA: Yüksek tansiyon hastası olan padişah 21 Ocak 1774’te beyin kanamasından öldü.

I. ABDÜLHAMİT: 1787-1791 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Anapa Kalesi’nin Rusların eline geçtiği haberi üzerine beyin kanaması geçirdi ve bir süre sonra 7 Nisan 1789’da öldü.

II. MAHMUT: Osmanlı modernleşmesinin başlatıcısı olan İkinci Mahmut aşırı derecede içki içerdi. 28 Haziran 1839’da veremden dolayı hayata gözlerini kapadı.

ABDÜLMECİT: Tanzimat dönemini başlatan sultan 25 Haziran 1861’de babası İkinci Mahmut gibi veremden öldü.

V. MURAT: Tahtta en kısa süre duran Osmanlı padişahıdır. Müzmin şeker hastası idi. Bu hastalığın vücudunda meydana getirdiği tahribatın neticesinde 29 Ağustos 1904’de öldü.

II. ABDÜLHAMİT: “Kızıl Sultan mı Ulu Hakan mı” diye Osmanlı tarihinin en çok tartışılan padişahı olan İkinci Abdülhamit 10 Şubat 1918’de Beylerbeyi Sarayı’nda 76 yaşındayken yakalandığı zatürrenin ilerlemesi sonucu veremden hayatını kaybetmiştir.

V. MEHMET REŞAT: Müzmin şeker hastasıydı, şekerin vücudunda yaptığı hasar sonucu 3 temmuz 1918’de öldü.

VI. MEHMET VAHDETTİN: Son Osmanlı padişahı olan Altıncı Mehmet Vahdettin, San Remo’da 16 Mayıs 1926’da kalp krizinden vefat etmiştir.

19 Mart 2020

Sultan IV.Mehmet

     Sultan IV.Mehmet (Avcı) ( 2 Ocak 1642 - 6 Ocak 1693) 19. Osmanlı sultanı ve 84. İslam halifesidir. Sultan Dördüncü Mehmet 2 Ocak 1642'de İstanbul'da doğdu. Babası Sultan I.İbrahim, annesi Rus Turhan Hatice Sultan'dır. Sultan Dördüncü Mehmet orta boylu, beyaz tenli ve yanık çehreliydi. Ata çok bindiği için vücudu öne eğikti. Annesi onu çok iyi yetiştirdi. İyi bir ilim tahsili gördü. Babası Sultan İbrahim'in öldürülmesi üzerine 8 Ağustos 1648 günü, henüz 7 yaşında iken padişah oldu. Ava ve edebiyata çok meraklıydı. Ava olan merakı yüzünden tarihte Avcı Mehmet olarak anılır. Beş vakit namazı cemaatle kılardı. İçkiyi şiddetle yasaklayıp, içki imalathanelerini kapattırdı.

     Sadrazamlığı, Köprülü ailesine verdi. Sultan IV.Mehmet zamanında Osmanlı Devleti en geniş sınırlarına kavuştu. Hayatının büyük bir kısmı saray entrikalarıyla geçti. 39 yıl gibi uzun bir süre padişahlık yaptı. İkinci Viyana kuşatmasından sonra, ordunun ve devlet erkanının oybirliği ile 8 Kasım 1687 günü tahttan indirildi. Bundan sonraki ömrü, saraydaki bir odada yanına konulan iki cariye ile tam bir hapis hayatı şeklinde sürdü. 6 Aralık 1693'de Edirne'de vefat etti. Cenazesi İstanbul'a gönderildi ve Yeni Cami'deki Türbesine, annesi Turhan Sultanın yanına defnedildi.
      IV.Mehmet tahta çıktığında Çanakkale Boğazı Venediklilerin işgalindeydi. Saray içindeki çekişmeler yeniçeri ve celali isyanları devam ediyordu. Dört padişahın saltanatı süresince Kösem Sultan, devlet ve harem hakimiyetini ele geçirmişti. Yaptığı entrikalara bir yenisini eklemeye çalışan Kösem Sultan ve yakın çevresi, padişahı zehirleyip yerine Şehzade Süleyman'ı geçirmeyi planladılar. Ancak Turhan Sultan, durumu son anda haber alıp Kösem Sultanı boğdurttu (3 Eylül 1651). İmparator IV.Mehmet döneminde sadrazamlığa getirilen Tarhuncu Ahmet Paşa, Girit'i fethetmek, donanmayı yeniden kurmak ve devlet bütçesini düzenlemek için çalışmalar yaptı. 1652 yılında sadrazam olan Tarhuncu Ahmet Paşa, bütçeyi denkleştirmek için verilen gereksiz hediye ve bahşişleri sınırlandırdı. Saray harcamalarını azaltmaya çalışan, ilk kez mali yıl bütçesini önceden hazırlayan Tarhuncu Ahmet Paşa, çıkarları elden gidenlerin yalan ve dedikoduları sonucu idam edildi (1653). Tarhuncu Ahmet Paşa'nın öldürülmesinden sonra ülkede siyasi istikrar kalmadı. Yeteneksiz kişiler yönetime hakim oldu. Yeniçeri ve sipahi ayaklanmaları, Celali hareketleri durmadı. Kıtlık sonucu köylülerin arazilerini terk etmeleri, şehirlerde nüfus artışına yol açtı ve işsizlik boy gösterdi.
     Sık sık meydana gelen sadrazam değişiklikleri, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki kötü gidişe son verilmesine engel oluyordu. Bu sıralarda gerek halk, gerekse devletin ileri gelenleri arasında Köprülü Mehmet Paşa'nın sadrazam olması ile bütün işlerin düzeleceği yolunda bir inanç doğmuştu. Sadrazam olması için teklif götürülen Köprülü Mehmet Paşa, bazı şartlar ileri sürdü. Osmanlı tarihinde ilk kez bir kişi sadrazam olmak için bazı şartlar ileri sürüyordu. Saray devlet işlerine karışmayacak, istediği atamaları yapacak, hakkında bir şikayet olursa savunması alınmadan bir işlem yapılmayacaktı. Bu şartları kabul eden Padişah Dördüncü Mehmet, 15 Eylül 1656 tarihinde Köprülü Mehmet Paşa'yı sadrazamlığa getirdi. Mali konularda bir çok düzenleme yapan Köprülü Mehmed Paşa, ulema arasında mevcut olan dini tartışmayı da sona erdirdi. Venedikliler tarafından işgal edilen Limni (15 Kasım 1657), Bozcaada ve İmroz geri alındı. Konotop zaferiyle Rus Ordusu yenilgiye uğratıldı (12 Temmuz 1659) ve Erdel Beyi Rakoçi'nin isyanı bastırıldı (12 Kasım 1659). Anadolu'da bağımsız yaşamaya başlamış beyler üzerine kuvvetler gönderdi ve istikrarı sağladı.
     Köprülü Mehmet Paşa, Sultan Dördüncü Murat ve Kuyucu Murat Paşa gibi şiddet yoluyla, ülkede asayişi sağlamaya çalıştı. Beş yıllık sadrazamlığı sırasında 35.000 kişiyi öldürttüğü söylenir. Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa'nın 30 Ekim 1661 tarihinde vefatı üzerine, oğlu Köprülü Fazıl Ahmet Paşa sadrazamlığa tayin edildi. Bu sırada Erdel Beyliği yüzünden Osmanlı-Avusturya savaşları devam ediyordu. Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, Avusturya üzerine sefere çıktı. Uyvar (24 Eylül 1663), Novigrad (4 Kasım 1663) kalelerinin fethedilmesi üzerine Avusturya barış istedi. Yapılan Vasvar antlaşmasıyla (10 Ağustos 1664), Erdel Beyliği Osmanlı Devletine bağlı kalacak, Uyvar ve Novigrad kaleleri Osmanlılara bırakılacak ve Avusturya savaş tazminatı verecekti. Venediklilerin Girit için vergi vermeyi teklif etmesini kabul etmeyen Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, donanmayla sefere çıktı. Selanik limanlarından Girit adasına silah ve cephane nakledildi. Benefşe üzerinden Girit'e gelip, Hanya'dan karaya çıkan Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, Kandiye kalesini kuşattı. Yirmi altı ay süren bir kuşatmadan ve şiddetli çarpışmalardan sonra, Kandiye 5 Eylül 1669'da teslim olunca Girit'in fethi tamamlandı.
     Hotin antlaşmasından sonra, Lehistan ve Osmanlı Devleti arasında 50 yıl süren bir barış süreci yaşanmıştı. Osmanlı himayesindeki Ukrayna Kazaklarına saldıran Lehliler, barışı bozdular. Ukrayna kazaklarının yardım istemesi üzerine, Padişah IV.Mehmet Han ve Köprülü Fazıl Ahmet Paşa Lehistan seferine çıktılar. Osmanlı ordusunun ard arda kazandığı başarılardan sonra, Lehistan barış istedi. İmzalanan Bucaş antlaşmasıyla (18 Ekim 1672), Podolya Osmanlılara geçti. Lehistan Kırım Hanına vergi ödemeye devam edecekti. Ayrıca Lehistan her yıl Osmanlı Devleti'ne 22.000 altın ödemeyi kabul ediyordu. Lehistan meclisinin, bu antlaşmadaki para maddesini kabul etmemesi üzerine, 4 yıl süren 2.Lehistan seferine çıkıldı. Bazı kalelerin fethedilmesi üzerine, Lehistan elçisi, Podolya ve Ukrayna'nın iadesi şartıyla antlaşma istediyse de bu kabul edilmedi. Bu arada Köprülü Fazıl Ahmet Paşa'nın hastalanması üzerine, 1675 yılında Lehistan serdarlığına İbrahim Paşa tayin edildi. Sultan IV.Mehmet, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa ile birlikte Edirne'ye döndü. İbrahim Paşa, kısa sürede 48 kale ve palangayı fethedince, Lehistan tekrar antlaşma istedi. 27 Ekim 1676'da Zarawno'da imzalanan antlaşma ile 22.000 altından vazgeçilmek şartıyla, daha önce Köprülü Fazıl Ahmet Paşa tarafından imzalan Buçaş antlaşmasının maddeleri aynen kabul edildi. Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa antlaşmanın imzalandığı haberini aldıktan bir süre sonra 3 Kasım 1676 tarihinde vefat etti.
     Köprülü Fazıl Ahmet Paşa'nın vefatı üzerine, 5 Kasım 1676 tarihinde Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sadrazamlığa getirildi. Rusya seferinin, yapılan barış antlaşmasıyla bitmesinden sonra, Macaristan'da Avusturya'ya karşı isyan edip tekrar Osmanlı Devleti himayesini isteyen Tökeli İmre (Emeric Thökely), Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından Orta Macaristan Kralı ilan edildi. Macarların lideri konumuna gelen Tökeli İmre, Avusturya kralı I. Leopold'a karşı direnişe geçti. Tökeli'nin Osmanlılardan yardım istemesi üzerine bunu fırsat bilen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Viyana'yı kuşattı(14 Temmuz 1683). 60 gün süren kuşatma sırasında Viyana'ya 18 büyük yürüyüş gerçekleştirildi. Ancak büyük ve son saldırı için Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sürekli bekliyordu. Bu arada Papanın çağrısı üzerine Lehistan Kralı Jan Sobiyeski Viyana'nın yardımına yetişti. Düşmana 80 bin kişilik ordusuyla büyük moral ve güç kazandıran Lehistan Kralının gelmesiyle, Osmanlı Ordusu iki ordu arasında sıkıştı. Kırım kuvvetlerinin yeterli gayreti ve mücadeleyi göstermemesi üzerine Osmanlı ordusu dağıldı ve büyük bir bozguna uğradı. Ordu hızlı ve düzensiz şekilde Belgrad'a doğru geri çekildi. İkinci Viyana Kuşatması'ndaki başarısızlık Hünkar Mehmet'in Kara Mustafa Paşa'ya olan güvenini sarsmadıysa da, düşmanları sadrazamı başarısızlığın tek sorumlusu olarak gösterdiler. Sadrazam Kara Mustafa Paşa Belgrad'da idam edildi. Yerine Kara İbrahim Paşa sadrazamlığa getirildi.
     Viyana önlerinde bozguna uğrayan Osmanlı Ordusu geri çekilince düşman kuvvetleri Macaristan girdi. Sırasıyla Vişgrad (18 Haziran 1684), Uyvar (19 Ağustos 1685), Budin (2 Eylül 1686) kaleleri Avusturyalıların eline geçti. Diğer taraftan Venedik, Avusturya ile anlaşarak Osmanlı Devletine karşı cephe açtı ve adaların bazılarını ele geçirdi. Venedik Yunanistan'da Patras, Korent, İnebahtı, Mizistre gibi önemli kalelere ve son olarak Atina'yı ele geçirdi (25 Eylül 1687). İkinci Viyana Kuşatması'nın Osmanlı tarihinde önemi büyüktür. Şimdiye kadar bu denli büyük bir yenilgiye uğramayan Osmanlı Devleti artık gerilemeye başlıyordu. İkinci Viyana Kuşatmasından sonra Avrupa Devletleri Türkleri Avrupa'dan çıkarma umuduna kapılıp kutsal ittifakı kurdular. Avusturya ve Venedik'e karşı alınan mağlubiyetler ve önemli kalelerin kaybedilmesi Osmanlı Devletinde büyük yankı uyandırmıştı. Ordu da isyanlar başladı. Askerler başarısızlığının sebebi olarak Padişah Mehmet'i suçluyorlardı. Askerlerin isteği ile sadrazam olan Siyavuş Paşa, bütün devlet adamlarının hazır bulunduğu bir toplantıda Sultan 4.Mehmet'in tahttan indirilerek yerine Şehzade Süleyman'ın tahta geçirilmesine dair bir karar aldı. Sultan Dördüncü Mehmet 8 Kasım 1687 tarihinde tahttan indirildi.

Sultan III.Mehmet

     26 Mayıs 1566'da Manisa'da doğdu. Babası Sultan III.Murat, annesi Safiye Sultan'dır. İsmini, Fatih Sultan Mehmet'e benzemesi için, büyük dedesi Kanuni Sultan Süleyman koydu. Orta boylu, kumral saçlı ve güzel yüzlüydü. Çok kuvvetli bir ilim tahsili yaptı ve Tacüt-Tevarih yazarı Hoca Sadeddin Efendi'den dersler aldı. Sultan III.Mehmet, 1583'te Manisa sancakbeyliğine tayin edildi. Babasının ölüm haberi üzerine 27 Ocak 1595'te Osmanlı tahtına geçti. Sağ kalan 19 kardeşini öldürtmek zorunda kalmıştır.

     Sultan Üçüncü Mehmet annesini çok sever, sayar ve dinlerdi. Bundan yararlanan annesi Safiye Sultan, Osmanlı sarayında hakimiyet kurdu. Bazı konularda padişahı zorlayıp istediğini yaptırıyor, bu da devlet işlerinde karışıklıklara sebep oluyordu. Dinine çok bağlı ve tasavvufa da son derece meraklıydı. Hz.Muhammed'in (S.A.V) ismi anılınca, saygısından derhal ayağa kalkardı. III.Mehmet devri duraklama dönemine rastlar. Sultan Üçüncü Mehmet, kolayca üzüntüye kapılır, yemekten, içmekten kesilirdi. Celali isyanları ve İran savaşlarının çok uzun sürmesi onu büyük üzüntü içinde bıraktı. İçkiyi sıkı bir şekilde yasaklayıp, bütün gizli meyhaneleri kapattırdı.
     Sultan III.Mehmet'in babası Sultan III.Murat vefat ettiğinde Osmanlı-Avusturya savaşları devam ediyordu. Sultan Üçüncü Mehmet de tahta çıkar çıkmaz Avusturya ve Eflak sorunlarıyla ilgilendi. 1595 yılında Avusturya kuvvetleri Estergon Kalesi'ni kuşatmışlar, 40 km uzakta olan Mehmet Paşa Estergon kalesine yardıma gitmemişti. Hiçbir yardım alamayan Estergon Kalesi kahramanca direnmesine rağmen, sayıca üstün olan Avusturyalılara teslim olmak zorunda kaldı (2 Eylül 1595).
     Sinan Paşa, Eflak Prensi Mihai Viteazul üzerine seferler düzenledi. Osmanlı kuvvetleri Bükreş ve Tergovişte'yi ele geçirdiler. Fakat çok geçmeden Mihai karşı saldırıya geçti ve Osmanlı kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldı. Bu sırada bataklıklara düşen Osmanlı askerlerinin büyük bir kısmı şehit oldu. Daha sonra Tuna'dan karşı kıyıya geçilirken gerekli önlemlerin alınmamasından dolayı yeni bir saldırıya maruz kalan Osmanlı akıncıları çok büyük kayıplar verdi. Estergon Kalesi'nin düşmesinden sonra Tuna kıyısındaki Vişegrad da düşmanın eline geçti. Birçok önemli kale ve şehirlerin kaybedilmesi İstanbul'da devlet erkanı ve yeniçerilerin tepkisine neden oldu. Yeniçeriler de Sultan'ın sefere çıkmasını istiyorlardı. Durumun kötüye gittiğini anlayan Sultan III.Mehmet devlet büyüklerini toplayıp şöyle dedi: "Ceddimiz, devletimizin kurucusu Osman Gazi Hazretlerinden, büyük dedemiz Kanuni Sultan Süleyman'a kadar bütün padişahlar askerin önünde sefere çıkmışlardır. Dedemiz Sultan İkinci Selim'le cennetmekan pederimiz Sultan Üçüncü Murat bu usulü bozdular. Biz dahi, başlangıçta seferi paşalarımıza ısmarlamakla hataya düştük. Asker evlatlarımız bizi başlarında görmek isterler. Kararımız odur ki yakında sefere çıkacağız. Hazırlıklar tamamlansın. Küffara haddini bildirmeye gitmek gerekir." Sultan Üçüncü Mehmet kendisine karşı çıkan annesi Safiye Sultan'a da şöyle der: "Valide, biz Sultan oğlu sultanız, kullanmayacaksak Eyüp Sultan Camiinde bu kılıcı niçin kuşandık? Kararımız karardır, sefere çıkacağız. Taht uğruna devleti feda etmeyiz." 20 Haziran'da ordu hareket etti ve kuşatılan Eğri Kalesi 12 Ekim 1596'da padişaha teslim edildi.
     Eğri Kalesi'nin fethinden sonra Osmanlılar 15 Ekim 1596 günü Haçova'da Avrupa ordusuyla karşılaştı. Bu ordu da Avusturya, Alman, Erdel, İspanyol, Fransız, Çek ve Leh kuvvetleri vardı. Avusturya Arşidükü Maxmilien komutasındaki düşman kuvvetleri ile yapılan savaşta Osmanlı birlikleri, düşman birliklerinin tüfek atışlarına maruz kaldı. Pek çok askerimiz şehit oldu. Ordu merkezinin ele geçirilip padişahın ayrıldığı haberi yayıldı. Ancak bu gelişmelerden haberi olmayan akıncılar canla başla savaşa devam ediyordu. Yalnızca bu akıncı birliklerinin mücadelesi bile düşman ordusunun dağılmasına yetti ve kazanılan Haçova Zaferi ile Osmanlılara Viyana yolu açıldı (26 Ekim 1596). Haçova Savaşı'ndan sonra Sultan Mehmet İstanbul'a döndü. Avusturya Cephesi'ne Satırcı Mehmet Paşa atanmıştı. Tata Kalesini geri almayı başaran Satırcı Mehmet Paşa, Budin'in kuzeyindeki Vaç bölgesinde düşman kuvvetleri karşısında başarılı olamadı. Bu arada Avusturya temsilcileri ile bir barış antlaşması yapılmaya çalışıldıysa da, olumlu bir sonuç alınamadı. Bir süre sonra Avusturya kuvvetleri Kanuni Süleyman zamanında fethedilen Yanıkkale'yi (Raab Kalesi) ele geçirdiler (1598).
     Satırcı Mehmet Paşa iki yıldır hiçbir askeri başarı kazanamamıştı. Bu süre içinde bazı Osmanlı kaleleri Avusturyalıların eline geçmişti. Mehmet Paşa'nın idam üzerine, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ordunun başına geçti ve Belgrad'a geldi. Bu sırada Avusturya barış istemişti. Avusturyalılar daha önce geri aldıkları Eğri'yi ve Hatvan'ı bize vermeyi önerdiler. Bu öneriye karşılık, Osmanlı temsilcileri Estergon, Neograd, Vürek ve Yanıkkale'yi istediler. Antlaşma yapılamadı. Belgrad'da kışı geçiren Damat İbrahim Paşa, Kanije Kalesini kuşatıp sıkıştırmaya başladı. Kuşatma devam ederken kale içinde esir olan Türklerin canlarını feda etmek uğruna havaya uçurdukları barut deposu kalenin harap olmasına yol açtı. Ancak yine de teslim olmayan Kanije kalesinin yardımına bu seferde Philippe Emmanuel komutasındaki 20.000 kişilik bir ordu geldi. İki ateş arasında kalan Osmanlı ordusu kahramanca savaşmaya devam etti. Yardıma gelen düşman ordusunun geri çekilmesi üzerine, 40 gün süren bir kuşatmadan sonra Kanije teslim oldu. Beylerbeyliğin merkezi Kanijeye alındı, Kanije Beylerbeyliği Tiryaki Hasan Paşa'ya verildi. Sultan III.Mehmet bu başarısından dolayı Damat İbrahim Paşa'ya kendisi padişah olarak yaşadığı sürece sadrazamlıkta kalacağı vaadinde bulundu (10 Eylül 1601). Kanije kalesini geri almaya çalışan Arşidük Ferdinand, Kanije'yi büyük bir orduyla kuşattı. Tiryaki Hasan Paşa komutasındaki az sayıda asker iki aydan fazla kaleyi korudu. Yiyecek içecek malzemesi ve cephanesi tükenmeye başlayan Osmanlı kuvvetleri beklenmedik bir çıkışla kendisinden kat kat üstün görünen düşman ordusunu Kanije kalesi önünde yendi (18 Kasım 1601). Bu zaferden sonra İstolni, Belgrad ve Estergon, 1603'de de Uyvar fethedildi. İran 1590 yılında imzalanan ve 13 yıl süren antlaşmayı bozmuştu. Şah I.Abbas, Osmanlı Devletinin Avusturya ile savaş halinde olmasını fırsat bildi. Ferhat Paşa Antlaşmasıyla kaybettiği toprakları geri almaya çalışan İran, Osmanlı Devletinde çıkan Celali İsyanlarından da yararlanmaya çalışarak 25 Ağustos 1603'de savaş açtı. Şah Abbas Tebriz'i Erivan'ı aldı. İran ile savaş devam ederken III.Mehmet 38 yaşında vefat etti.
     İmar konusunda eserler yaptıran Üçüncü Mehmet, süt annesi Halime Hatun adına Gölmarmara Halime Hatun Camii ve Külliyesini, ayrıca validesi Safiye Sultan adına da Yeni Valide Camii ve Külliyesini yaptırdı. Bundan başka birçok camiyi tamir ettiren Sultan Mehmet Han, Yeni Cami'nin de temelini attırdı. III.Mehmet de çoğu Osmanlı padişahı gibi şairdi ve "Adli" mahlasıyla şiirler yazmıştır. Şiirlerinden birisinde şöyle der:
Yokdurur zulme rızamız, adle biz mailleriz,
Gözleriz Hakk'ın rızasını emrine kaailleriz,
Arifiz, ayine-i alem-nümadır gönlümüz.
Rüzgarın cümbüşünden sanmayın gaafilleriz,
Puse-i aşk içre Adli kaal ezelden kalbimiz,
Gıll-ü gışdan haliyiz, alemde safi dilleriz.