Şehzade etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şehzade etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mart 2020

Sultan İbrahim Han

     Sultan İbrahim, (Doğum 5 Kasım 1616 – Ölüm 18 Ağustos 1648). İbrahim, 8 Şubat 1640’da kardeşi IV.Murat’ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, kardeşleri öldürüldüğünden korku içinde büyümüştü. Babası Sultan Birinci Ahmet, annesi Mahpeyker Kösem Sultan'dır. Mahpeyker Kösem Sultan Rum'dur. Sultan İbrahim Han uzun boylu, kuvvetli vücutlu ve kumral sakallıydı. Annesi onun yetiştirilmesi için çok gayret göstermişti. Ağabeyi Sultan Dördüncü Murat'ın ani vefatı, zaten ölüm düşünceleriyle harap olmuş Şehzade İbrahim'i çok sarstı ve padişah olduğuna inanmak bile istemedi. Annesinin ve devlet erkanın ısrarlarından ve ağabeyi Sultan IV.Murat’ın cenazesini gördükten sonra abisinin vefatına kesin olarak inandı.

     Sadrazam Kara Mustafa Paşa, Taht Odası'na geçen Sultan İbrahim'in başına, Hırka-i Saadet Dairesi'nden getirilen, Hz. Ömer'in Sarığı'nı yerleştirdi. İmparator İbrahim Han tahta oturdu ve ellerini açarak dua etti. Sultan I.İbrahim tahta geçtiğinde 25 yaşındaydı. Şehzadeliği sırasında öldürüleceği endişesi ile sinirleri son derece bozulmuştu. Bu sırada sadrazamlık koltuğunda bulunan Kemankeş Kara Mustafa Paşa devlet işlerini en iyi şekilde yürüttü. Kemankeş Kara Mustafa Paşa, İranlılarla Kasr-ı Şirin Antlaşması'nı imzalayıp, İstanbul'a geldikten sonra, giriştiği mali işlerde de başarılı oldu. Ocaklı sayısını indirip maaşlarının düzenli olarak verilmesini sağladı. Bu olumlu faaliyetler sonunda devlet bütçesi denkleşmiş oldu. Donanma işleriyle de ilgilenen Kemankeş Mustafa Paşa, her yıl belirli miktarlarda kadırgalar yapılıp donatılmalarını sağladı.
     Padişah I.İbrahim tahta çıktığında soyunun tek şehzadesi o kalmıştı. Bu yüzden ilk oğlu Şehzade Mehmet doğduğunda ülkede şenlikler düzenlendi (2 Ocak 1642). Ancak, daha sonraki yıllarda devlet işleriyle bizzat ilgilenmeye başladı. Sultan İbrahim döneminde devletin iç huzurunun sağlanması, mali durumunun düzeltilmesi için önemli çalışmalar yapılmış, para basılmadan para ayarının düşürülerek ve vergilerin adil bir şekilde toplanarak hazinenin güçlendirilmesine çalışılmıştı. Hünkar İbrahim Han tahta geçtiğinin ilk senesinde Mirgünoğlu olayı yaşandı. IV.Murat’ın İran Seferi sırasında Revan Kalesi kumandanı olan Emir Mirgünoğlu, kalenin fethinden sonra affedilerek Emirgan’da oturmasına izin verilmişti (Bugün Emirgan adı bu kişinin isminden dolayıdır). Mirgünoğlu, IV.Murat’ın ölümünü fırsat bilerek bölücü ve yıkıcı propaganda yaptı. Bu faaliyetleri üzerine Padişah İbrahim, onu idam ettirdi. Ancak bundan dolayı İbrahim bazı çevrelerden düşmanlar kazandı.
     Padişah İbrahim Han, bundan sonra dış konularla ilgilenmeye başladı. 1637 yılında, Ruslar tarafından işgal edilen Azak Kalesi üzerine bir ordu gönderdi. Kırım kuvvetlerinin de gelmesi üzerine Ruslar kaleyi teslim ettiler. Almanya sınırında ise, akıncılar, sürekli olarak Avusturya’ya akınlar düzenliyorlardı. 1641 yılında düzenlenen akında, Osmanlı akıncıları, Bavyera içlerine kadar ilerledi. Kuzey Bavyera’daki bazı kasabalar, Osmanlı hakimiyetini kabul ettiler. Bu akınlardan büyük zarara uğramaları üzerine Kutsal Roma Germen İmparatoru Ferdinand, Osmanlı fetihlerini kabul ederek Zitvatorok Antlaşmasını yenilemeye razı oldu. Diğer taraftan, Malta Şövalyelerinin fırsat buldukça Türk ticaret gemilerine saldırmaları yüzünden, Padişah İbrahim, onların en büyük sığınağı olan Girit Adasının fethini emretti. 20 Haziran 1645’te Sakız Adasından denize açılan Osmanlı donanması, 17 Temmuz’da Girit’in Hanya limanını fethetti. Hanya’nın Osmanlılar tarafından fethi, Avrupa’da büyük akisler uyandırdı. Almanya ve İtalya bölgelerinde ülkeler asker göndererek Venedik’e yardım kararı aldılar. Bu sırada Hanya muhafazasına getirilen Deli Hüseyin Paşa, harekata devamla Resmo Kalesini ele geçirdi. Bu sırada Hezarpare Ahmet Paşa aleyhine olarak başlayan isyan, Sultan İbrahim'in de tahttan indirilmesiyle sonuçlandı. Tahta, oğlu IV.Mehmet çıkarıldı. İsyancılar ve bunların önderi olan Sofu Mehmet Paşa, Sultan İbrahim'i idam ettirdiler (18 Ağustos 1648). Ayasofya Selatin haziresinde Caminin Roma döneminde Vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir (I.Mustafa ve I.İbrahim Türbesi).
     Sultan I.İbrahim hakkında kendi devrine kadar uzanan Osmanlı kaynaklarında, akli dengesinin bozuk olduğuna dair hiçbir bilgi yoktur. Bu kaynaklar, Padişah Birinci İbrahim'in özelliklerinden ve yaptığı işlerden övgüyle bahsetmektedir. Sadece son zamanlarda bazı yazarlar, onun için "Deli" demektedirler. Sultan Birinci İbrahim'e "Deli" ve "Gaddar" diyen ve adının öyle yayılması için çalışanlardan bazılarının, Sultan İbrahim tarafından idam ettirilen İranlı Şii, Emirgünoğlu'nun adamları olduğu söylenmektedir. Sultan İbrahim Han, çok cömert ve lütufkar bir padişahtı. Fakirlere ve kimsesizlere yardım etmeyi çok severdi. Çıkardığı fermanlarla açlık ve kıtlığın önlenmesine çalıştı. Saltanatı sırasında, annesi Kösem Sultan'ın etkisinde çok kaldı. 8 yıl 9 ay padişahlık yaptıktan sonra, 18 Ağustos 1648 tarihinde boğularak şehit edildi.

Sultan I.Mustafa

     Sultan Birinci Mustafa (1592-1639) 1592 yılında Manisa'da doğdu. Babası Sultan Üçüncü Mehmet, annesi Halime Sultan'dır. Sultan I.Mustafa güzel yüzlü, seyrek sakallı, sarı benizli ve iri gözlü bir padişahtı. İki defa padişahlık yaptı. Sinirli bir yapıya sahipti. Sultan I.Mustafa, ağabeyi Sultan I.Ahmet'in padişahlığı süresince, 14 yıl sarayın bir odasında hapis hayatı yaşadı. O devirde bu gerekli görülüyordu. Aksi halde şehzadeler devlet yönetimine karışıyor, hatta padişahı devirmek için harekete geçebiliyorlardı. Buna meydan vermemek için şehzadeler "izale" olunur veya bir odaya kapatılırdı.



     Sultan I.Ahmet tahta geçtiğinde kardeşini öldürtmemiş, ancak sarayda mahbus tutturmuştur. Kafes hayatının sonunda Sultan I.Mustafa, Osmanlı hanedanının en büyük erkek evladı olarak tahta çıkarılmış fakat kısa sürede dengesiz hareketleri görüldüğünden ulema, asker ve devlet erkanının ittifakı ile indirilmiştir. Sultan Genç Osman'ın tahttan indirilip katlinden sonra bir kez daha cülus etmişse de 1,5 yıl sonra tekrar tahttan indirilmesi icab etmiştir. Sultan I.Mustafa ile birlikte kardeş katli nadiren görülmüş, artık şehzadeler sarayda kafes ardında tahta geçecekleri günü beklemeye başlamışlardır. Tabii valide sultanlar, şehzade anaları arasında rekabetler başlamış, her biri bir vezire ve diğer gruplara dayanarak entrikalarla padişah değiştirmeye çalışmışlardır.
     Sultan Birinci Mustafa, çok dindar bir insandı. Sadaka vermeyi çok severdi. Hatta sarayın havuzuna hizmetçilerin toplaması için para atardı. Saraydaki hayatını ibadet ederek, dini eserler okuyarak geçiriyordu. Tahta geçmesi için ikinci kez davet edildiği zaman, odasında Kuran-ı Kerim okuduğunu ve padişahlık istemediğini bildirmişti. Sultan Genç Osman'ın öldürülmesini bahane eden sipahiler 22 Mayıs 1622 günü ayaklandılar. Abaza Paşa'nın ayaklandığı haberinin de İstanbul'a gelmesi üzerine Genç Osman faciasını bahane eden sipahiler ikinci kez ayaklandılar. Olayların bu şekilde gelişmesi üzerine, Sultan Genç Osman'ın katillerinden olan Cebecibaşı ve Kara Davut idam edildi. Sultan I.Mustafa ikinci padişahlığının başlamasından 1.5 yıl sonra 10 Eylül 1623 tarihinde şeyhülislam fetvası ile tekrar tahttan indirildi. Fetvanın gerekçesi olarak da "Akli dengesi tam olmayan birisinin halife olamayacağı" gösterildi. Sultan I.Mustafa tahttan indirildikten 16 yıl sonra, 20 Ocak 1639 günü sinir hastalığından dolayı Topkapı Sarayında vefat etti.

15 Mart 2020

Şehzade Bayezit

     1525'te İstanbul'da doğmuştur. Babası Kanuni Sultan Süleyman ve annesi Hürrem Sultan'ın üçüncü şehzadeleridir. Kütahya, Konya ve Karaman sancak beyliklerinde bulunmuştur. Annesi Hürrem Sultan'ın koruması ile kendini tahtın varisi olarak görmeye başlamış ancak annesi Hürrem Sultan öldükten sonra güçsüz kalmıştır. Ablası Mihrimah Sultan'ın da Şehzade Selim'in tarafını tutmasıyla kendisine taraftar toplamaya başlamıştır. Babası ise henüz sağ iken kardeşi Şehzade Selim ile giriştiği taht mücadelesinde yenilmiş, sığındığı İran Şahı’nın sarayında babasının adamları tarafından oğulları ile birlikte boğularak öldürülmüştür.

     Şehzade Bayezit 11 Kasım 1539’da erkek kardeşi Cihangir ile birlikte sünnet edildi. 1541’de Macaristan seferine katıldı. 1546’da Karaman Sancak Beyliği ile görevlendirildi. 1548’de II.İran seferine çıkan babasını Akşehir’de karşıladı. Kanuni 1553’te Nahcıvan Seferi (III.İran seferi)’ne çıkarken Bayezit’i taht muhafazası için Edirne’ye gönderdi. Ordu sefere giderken Konya’da Şehzade Mustafa’nın boğdurulması ve ardından Şehzade Cihangir’in de hastalanarak Halep’te hayatını kaybetmesi üzerine Bayezit, tahtın iki varisinden birisi olarak kaldı. Diğer varis, ağabeyi Şehzade Selim'di. Şehzade Mustafa’nın öldürülmesinden sonra ortaya çıkan Düzmece Mustafa olayında Şehzade Bayezit’in, isyancı kuvvetleri durdurmada ağır davrandığı, hatta bu isyanı onun düzenlediği iddiası ortaya atıldı. Kanuni’nin ona olan güveni sarsıldı, ancak yine de kendisini affedip Kütahya’ya gönderdi. Bayezit bunun üzerine babasına yazdığı mektupta “Ben kulunuzu muradına irgürdünüz” diyerek teşekkür etmiş ve kendisini tahtın varisi olarak görmeye başlamıştır.
     Hürrem Sultan, oğullarından en çok karakter bakımından Kanuni’ye benzeyen Bayezit’in tahta geçmesini istiyordu. Yaşamı boyunca da onun koruyuculuğunu üstlenmiştir. Hatta Düzmece Mustafa olayında Bayezit’in, affedilmesini Hürrem Sultan’a borçlu olduğu söylenmektedir. Ancak Hürrem Sultan'ın 1558’de ölümünden sonra, Bayezit koruyucusuz kalmış ve kendine taraftar toplamaya girişmiştir. Bayezit’in Selim aleyhine harekete geçmesinde, Lala Mustafa Paşa’nın rolü olduğu düşünülür. Oğullarının taraftar toplamaya başlamaları üzerine Kanuni onları birbirlerinden uzaklaştırmış, 1558’de Selim’i Konya’ya, Bayezit’i ise Amasya’ya göndermiştir. Bayezit bunu kendisine bir hakaret saydı ve Kütahya’da kalmaya çalıştı. Ancak babasının ısrarları sonucu Amasya’ya gitmek zorunda kaldı. 21 Aralık 1558’de Amasya’ya vardı. Kanuni onu çeşitli vaadlerle oyalamaya çalışırken, o bir mektubunda babası için “Padişah olan yalan söyler mi?” dedi ve taraftar toplamaya devam etti. Kanuni, aynı şekilde Selim’in de asker toplamasını söylemiş ve Sokullu Mehmet Paşa’yı ona yardıma göndermiştir. Bu arada Bayezit’in sancağından çıkması isyan olarak değerlendirildi ve Şeyhulislam Ebusuud ve başka din adamları tarafından öldürülmesinin vacib olduğuna dair fetvalar verildi. Bu esnada Amasya’dan Ankara’ya gelmiş olan Bayezit, 29 Mayıs 1559’da Konya önlerinde Selim’in ordusuyla çarpıştı, ancak 2 gün süren savaşta düzenli ordu karşısında üstünlük sağlayamayıp yenildi. Bunun üzerine Amasya’ya dönüp ve müftü Muhyiddin Cürcani’yi, affedilmesini dilemesi için babasına gönderdi.
     Kanuni, Bayezit'in af talebini reddedip yakalanmasını emredince Bayezit oğullarını alarak 7 Temmuz’da Amasya’dan çıktı. Ağustos ortalarında İran’a sığınmak zorunda kaldı. İran’da Şah Tahmasb tarafından Kazvin'de büyük bir törenle karşılanan Bayezit, onun aracılığıyla babasından affını diledi. Tahmasb, Selim ve Kanuni arasında Bayezit’in teslimi konusunda yazışma ve pazarlıklar yapıldı. Tahmasb’ın isteklerinden bir kısmını kabul etmek zorunda kalan Kanuni, ona 1.200.000 altın ödeyeceğini ve Kars Kalesi’i bırakacağını vaad etmiştir. Ayrıca Selim de padişah olduğunda, İran’la dost kalacağına dair bir ahidname vermiştir. Anlaşma sağlanınca Kazvin’e giden Osmanlı elçileri 25 Eylül 1561 tarihinde önce Bayezit’i ardından da oğullarını boğarak öldürdüler. Bayezit ve oğullarının cenazeleri Sivas’a getirilerek surların dışında bulunan "Melik-i Acem türbesi"'ne defnedilmiştir. Bu türbe Abdulvahabi Gazi Camii içerisinde bulunur. Şehzade Bayezit'in ölümünden sonra Bursa'ya nakledilen karısı bir kale içinde bekletilmiş ve yanında bulunan üç yaşındaki oğlu da öldürülmüştür.
     Bayezit’in “Şahi” mahlasıyla yazdığı şiirleri, Türkçe ve Farsça şiirlerinden oluşan bir divanı vardır. Şiirlerinde saltanat arzusu, aşk, günahlarından bağışlanması için yakarış konularını işler. Babasından affını dilemek için yazdığı şiirleri ve babasının yine şiir olarak verdiği karşılıklar meşhurdur. Şehzade Bayezit olayından sonra, yeniçerilerin Anadolu’ya muhafız olarak yayılması ve şehzadelerden yalnızca en büyüğüne sancak verilmesi gibi idari değişikliklere gidilmiştir. Kendisine sadrazamlık vaadinde bulunan II.Selim’in tahta çıkmasını isteyen ve Bayezit’i babasına karşı isyana teşvik eden Lala Mustafa Paşa, ancak III.Murat zamanında yaklaşık 3 ay sadrazamlık yapabilmiştir.

Sultan II.Selim

     Sultan İkinci Selim (1524-1574) 28 Mayıs 1524'de İstanbul'da doğdu. Babası Kanuni Sultan Süleyman, annesi Hürrem Sultan'dır. Hürrem Sultan Slav kökenlidir. Oğlu Selim Han orta boylu, açık alınlı, mavi, gözlü, ince kaşlı ve sarışın bir padişahtı. Şehzadeliğinde mükemmel bir tahsil ve terbiye aldı. Devlet idaresini iyice öğrenmek için Anadolu'nun çeşitli yerlerinde sancakbeyliği yaptı. Bu sırada tahsiline devam ederek, ilim ve tecrübesini arttırdı.

     Sarı Selim olarak da anılan II.Selim, Kütahya sancakbeyliği sırasında babası Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın ölüm haberini aldı. Bunun üzerine İstanbul'a gelerek 30 Eylül 1566 günü 42 yaşında iken tahta geçti. Sarı Selim daha önceki Osmanlı Sultanlarına göre silik ve zayıf bir hükümdardı. Babasının saltanatı sırasında diğer kardeşleri Şehzade Bayezit ve Şehzade Mustafa'nın bertaraf edilmesiyle kolayca tahta geçen Sultan II.Selim, adını aldığı dedesi Yavuz Sultan Selim ve babası Kanuni'ye göre oldukça silik bir idare sergilemiştir. Devrin büyük devlet adamları sayesinde Osmanlı Devleti ihtişamını sürdürmüş, Sokullu Mehmet Paşa gibi dirayetli ve tecrübeli vezirler hükümeti ayakta tutmuşlardır. Sultan İkinci Selim'in kendisi hiç sefere çıkmamış ve liyakatli olmayan Ali Paşa'nın Kaptan-ı Derya'lığında İnebahtı faciası yaşanmıştır. 8 yıl padişahlık yaptıktan sonra 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş ve Ayasofya'ya defnedilmiştir. Sultan İkinci Selim İstanbul'da ölen ilk Osmanlı Padişahıdır.
     Denizlerde büyük bir güç olan Osmanlılar Akdeniz adalarının önemli kısmını almışlardı. Cenevizlilerin elinde olan Sakız ise alınmamış, bir miktar vergi ile yapılan ticari antlaşmayla kontrol altında tutulmuştu. Sakız adası Ege denizinde önemli ticari depo vazifesi görüyordu. Kapitülasyonu olamayan devletler de mallarını Sakız'a getiriyor ve buradan Venedik, Ceneviz, Dubrovnik, tüccarı vasıtasıyla Osmanlı limanlarına taşıyorlardı. Adadaki Cenevizliler vergilerini düzenli ödemiyor, fırsat buldukça Osmanlı kuvvetlerine saldırıyorlardı. Bu durum karşısında Piyale Paşa komutasında gönderilen bir donanma burayı fethetti. Piyale Paşa vezirliğe atandı (1568).
     Deniz seferleri II.Selim döneminde de devam ediyordu. Endonezya ve Yemen'e düzenlenen seferler bunlardan başlıcalarıydı. Endonezya'daki Müslüman Açe Devletine yardım etmek için 15-20 parçalık bir kuvvet gönderildi. Böylece Osmanlı hakimiyeti ve gücü Uzakdoğu'ya kadar uzanmış oluyordu (1569). Kanuni zamanında başlayan Hint okyanusundaki mücadeleler Sultan II.Selim zamanında da devam etti. Yemen'e, çıkan ayaklanma üzerine sefer düzenlendi. Orada çıkan ayaklanma bastırıldı (1570). Kıbrıs Venediklilerin elinde bulunmaktaydı. Mısır'ın alınmasından sonra Memlüklülere vergi veren Kıbrıs, Osmanlılara vergi vermeye başlamıştı. Ekonomik, stratejik ve coğrafi yönden çok önemli olan Kıbrıs seferinin kolay olacağı düşüncesiyle Lala Mustafa Paşa Kıbrıs Seferine taraftar olurken, Sokullu Mehmet Paşa ise yeni bir Haçlı Seferine yol açacağı endişesiyle Kıbrıs'ın fethine muhalif kalmıştı. 1570 yılının Ekim ayında Kıbrıs'taki irili ufaklı tüm şehirler alınmış, Kıbrıs'ın başkenti durumundaki Lefkoşe Osmanlıların eline geçmişti. Ancak Kıbrıs'ın en önemli kentlerinden olan Magosa henüz alınamamıştı. Lala Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri yardımcı birliklerin de gelmesiyle, Magosa kalesini karadan ve denizden kuşatmaya başladı. Yaklaşık bir yıl süren kuşatmadan sonra Magosa da teslim olmak zorunda kaldı (4 Ağustos 1571). Adaya Türkler yerleştirildi.
     Kıbrıs'ın alınması Avrupa'da bir Haçlı donanmasının hazırlanmasına neden oldu. Don Juan komutasındaki Haçlı donanmasında Venedik, İspanya, Malta, Papalık ve diğer İtalya hükümetlerine ait gemiler bulunuyordu. Osmanlı Donanmasının değerli komutanları Pertev Paşa ve Uluç Ali Paşa bu karşılaşma sırasında savunma yapılmasını istedilerse de Kaptan-ı Derya Ali Paşa saldırıda bulunulmasını istedi. İki donanma Mora'nın kuzey, Orta-Yunanistan ile Karlıeli'nin güney kapılarında bulunan İnebahtı körfezinde karşılaştı (7 Ekim 1571). Şiddetli çarpışmalardan sonra Kaptan-ı Derya Ali Paşa ve beraberindekiler şehit düştü. Osmanlı donanması beklemediği bir darbe aldı ve çok sayıda gemisi batırıldı. Savaşta büyük başarılar göstererek gemilerini kurtarmayı başaran Uluç Ali Paşa, Sokullu Mehmet Paşa tarafından, Kaptan-ı Derya'lığa getirildi. Sokullu Mehmet Paşa yeni bir donanma hazırlamasını istedi. Bunun için çok sayıda malzemeye ihtiyaç olduğunu kısa süre içinde böyle bir donanmanın hazırlanmasının zor olduğunu söyleyen Uluç Ali Paşa'ya Sokullu; "Bütün donanmanın demirlerini gümüşten, halatlarını ibrişimden, yelkenlerini atlastan yapabiliriz. Hangi geminin malzemesi yetişmezse gel benden al." demesi Osmanlı Devletinin o dönemdeki gücünü göstermesi açısından önemlidir. Bununla beraber İnebahtı faciasından sonra kaybedilen binlerce denizciyi yerine getirmek kolay olmamış ve tecrübesiz, leventlerden teşkil edilen yeni donanma Osmanlı'ya Akdeniz'de eski kudretini kazandıramamıştır. Artık Avrupa siyasetini yönlendirecek ve ticaret yollarını hakimiyet altına alacak Hint Seferleri gibi büyük projeler de gerçekleştirilememiştir.
     Astrahan'ı Türklerden alan Rusların amacı güneye doğru inmekti. Osmanlı Devleti 13 yıl sonra Astırhan'a sefer düzenlemeye karar verdi. Bu seferle beraber Don ve Volga nehirlerinin birleştirilmesi de düşünüldü. Bu sayede Karadeniz ve Hazar birbirine bağlanacak Osmanlılar Asya içlerine hakim olabileceklerdi. İran tehlikesi ortadan kalkacak Rusların güneye inme hayalleri ortadan kalkacaktı. Kanal açılma işi Defterdar Kasım Bey'e verilmişti. Kanal'ın üçte biri tamamlanmış olmasına rağmen Kırım Hanının kışın çok uzun ve soğuk olacağı yönündeki olumsuz propagandaları asker ve işçiler üzerinde olumsuz etkiler bıraktı. Kışın gelmesiyle proje yarım kaldı ve bir daha devam edilmedi. Süveyş kanalının açılması düşüncesi de yine Sultan İkinci Selim zamanında gündeme geldi. Mısır Beylerbeyinin konuyla ilgili sunduğu proje Sokullu Mehmet Paşa'nın bu konuya yeterince önem vermemesi yüzünden ortadan kalktı. Sultan İkinci Selim, babası Kanuni Sultan Süleyman'dan 14. 892.000 km² olarak devraldığı İmparatorluk topraklarını, oğlu Sultan III.Murat'a 15.162.000 km² olarak bırakmıştır.
     Sultan II.Selim memleketin imar ve inşası ile de ilgilenmiştir. 1569 yılında Karadeniz'le Hazar Denizini bir kanalla birleştirme çalışmalarını başlattı. Ayasofya Camii yeniden onarıldı ve iki minare eklendi. Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra birbirinden güzel mimari eserler vermeye devam eden Mimar Sinan'ın en büyük eserlerinden biri olan Edirne Selimiye Camii, Edirne'yi çok seven ve zaman zaman oraya gidip kalan Sultan İkinci Selim için yapıldı (30 Ekim 1574). Sultan II.Selim döneminde Eyüb Zal Mahmut Paşa, Konya Selimiye Camii, Lüleburgaz Sokullu Camii ve Külliyesi, Karapınar Sultan Selim Camii, Payas Sultan Selim Camii ve Külliyesi, Kasımpaşa Piyale Paşa Camii gibi eserler de yapıldı. Bunlardan başka Mekke-i Mükerreme'nin su yollarını tamiri, Mescid-i Haram'ın mermer kubbeleri, Lefkoşe Selimiye Camii'nin inşaası, Aziz Efendi Tekkesi, Navarin Limanına hakim bir mevkiye yaptırdığı kule hayır eserlerindendir.

Hürrem Sultan - Roxelana

     Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın resmi nikahlı eşi ve sonraki padişah II.Selim'in annesidir. Renkli hayatı ile efsaneleşmiş, entrikaları, zekası, cesareti, ihtiraslarıyla ün salmış bir Hanım Sultan'dır. Hayatı romanlara, tiyatro oyunlarına, opera eserlerine konu olmuştur. Devlet işlerinde etkin rol oynayarak Osmanlı İmparatorluğu’nda "Kadınlar saltanatı" denilen devri başlattığı kabul edilir. II.Selim, Mihrimah Sultan, Şehzade Cihangir, Şehzade Bayezit, Şehzade Mehmet, Şehzade Abdullah'ın ve isimleri bilinmeyen, küçük yaşta vefat eden diğer şehzadelerin annesidir.



     Osmanlı sarayına gelene kadarki yaşamı hakkında kesin bir bilgi yoktur. Lehistan Krallığı'nın sınırları içerisinde bulunan Rutenya (Ukrayna)'da 1504 yılında doğduğu rivayet edilir. Tatar akıncılar tarafından 1520 tarihinde 15'li yaşlarında Rutenya'dan kaçırıldığı, Kırım Hanı'nın himayesine girdikten sonra Osmanlı sarayına sunulduğu tarihçiler ve yazarlar tarafından kabul görmüştür. 16. yüzyıl kaynaklarına göre kızlık ismi bilinmiyordu. Ama 19. yüzyılın Ukrayna'daki ilk kayıtlarına göre Anastasia, Polonyalıların geleneğinde Aleksandra Lisowska olarak bilinir. Genelde Hürrem Haseki Sultan ya da Hürrem Balsaq Sultan olarak bilinirdi. Türkçe'de Hürrem, neşeli olan kişi anlamına gelir. Roxelana, onun gerçek ismi olmayabilir ama takma adı onun Ukraynalı soyuna ait olan Ruslana ve doğu slav ismi olan, Roxolany ya da Roxelany, şimdiki Ukrayna halkında 15. yüzyıldan sonra kullanılıyordu. Bunlara ek olarak, bazı tarihçilere göre Hürrem Sultan (Roxelana) Ukrayna sınırları içerisinde bulunan Rohatyn kentinde doğmuş, Lehistanlı Ortodoks bir ailenin kızıdır. Hürrem Sultan’ın saraya gelişi ve Kanuni ile tanışması hakkında kesin bilgi yoktur. Şehzadeliği sırasında veya padişahlığının ilk senesinde Harem'e girdiği düşünülür.
     Hürrem Sultan saraya getirildiğinde Kanuni Sultan Süleyman'ın Manisa valisiyken birlikte olduğu Mahidevran Sultan'dan “Mustafa” isimli bir oğlu vardı. Sarayın en nüfuzlu kadını padişahın annesi Ayşe Hafsa Sultan, ikinci derece nüfuzlu kadın Mahidevran Sultandı. Hürrem Sultan, saraya girdikten sonra Kanuni ile ilişkisinden 1521’de “Şehzade Mehmet” dünyaya geldi ve böylece Hürrem Sultan saraydaki en nüfuzlu üçüncü kadın durumuna geldi. İki haseki arasındaki rekabet bir gün kavgaya dönüşmüştür. Hürrem Sultan bu kavgayı çeşitli entrikalarla lehine çevirmiştir. Pek çok yazara göre bu olaydan sonra gözden düşen Mahidevran Sultan, 1533’te Manisa valiliğine atanan oğlu veliaht Şehzade Mustafa’nın yanına gönderildi ve Haseki Hürrem Sultan, onun yerini aldı. Hürrem Sultan'ın sarayda pozisyonu Kanuni'nin nikahlı eşi olmasıyla arttı. Hürrem Sultan, Şehzade Cihangir’in doğumundan sonra Kanuni ile görkemli bir düğün yapılarak evlendi ve aralarında resmi nikah kıyıldı. Kesin tarihi belli olmamakla birlikte Haziran 1534’te veya daha erken gerçekleştiği düşünülen düğün, Hürrem Sultan'ı Kanuni’nin meşru eşi yapan, Osmanlı geleneklerine aykırı düşen çok önemli ve devrimci bir hareket olarak değerlendirilir. Bu nikah ile Hürrem Sultan, Osmanlı tarihinde padişah tarafından uzun bir süre sonra nikahlanan ilk cariye olmuştur. Mahidevran ile Hürrem Sultan arasındaki mücadelede Mahidevran Sultan'ı tuttuğu düşünülen ve oğlu üzerinde büyük nüfuzu olduğu söylenen Valide Hafsa Sultan’ın 1534 yılındaki ölümü ile Hürrem’in saraydaki etkisi daha da artmıştır. Fakat Valide Sultan'ın ölümünden sonra Mahidevran Sultan veliaht annesi olduğu ve Şehzade Mustafa'nın tahta çıkmasına kesin gözle bakıldığı için Valide Sultan'lığa hazırlanmaya başlamıştır. Haseki Hürrem Sultan Şehzade Mehmet'ten sonra Selim, Bayezit, Cihangir ve Abdullah adlı 4 şehzade ve Mihrimah adlı bir kız çocuğu daha dünyaya getirmiştir. Çocuklarını büyütürken ileride oğullarından birinin tahta geçmesi için önlerindeki engelleri kaldırma mücadelesi vermiştir.
     Sadrazam Pargalı Damat İbrahim Paşa, Hürrem Sultan’ın şehzadelerinden birisi yerine Şehzade Mustafa’yı hükümdarlığa aday gösterenlerin arasındaydı. İbrahim Paşa’nın Irakeyn Seferi’nden dönüşte saraya davet edilip 6 Mart 1536 gecesi dairesinde uyurken boğdurulması, Hürrem Sultan için önemli bir engelin ortadan kaldırılmasını sağladı. Çocukluğundan beri Kanuni’nin yakın arkadaşı ve danışmanı olan İbrahim Paşa'nın gözden düşürülüp boğdurulmasında Hürrem Sultan’ın rolü olduğu rivayet edilir. Ancak İbrahim Paşa'nın devlet yönetimde kendini üstün görmesi ve yükseldikçe yaptığı hataların da kendi sonunu hazırlamasına sebep olduğu bilinmektedir. Bu olaydan sonra Hürrem Sultan’ın devlet işlerini idare etmeye başladığı kanısı yaygındır. Hürrem Sultan’ın devlet işleri ile daha yakından ilgilenmek için Harem’i Eski Saray’dan Topkapı Sarayı’na taşıttığı düşünülür ve bu olay, Hürrem Sultan'ın önemli devrimlerinden birisi olarak kabul edilir. Eski Saray'da 25 Ocak 1541 gecesi çıkan yangından sonra Harem halkının bir kısmının Topkapı Sarayı'na taşındığı ve harem protokolünün başladığı düşünülmektedir. Şehzadelerin sancak beyliklerine atanmasında da Hürrem Sultan’ın rolü olduğu düşünülür. 1541’de, padişah adaylarının tayin edildiği Manisa Sancağı’nda Sancak Beyliği yapmakta olan Şehzade Mustafa, Manisa'dan alınıp Amasya’ya Sancak Beyi olarak atandı ve ertesi sene Manisa Sancak Beyliği’ne Şehzade Mehmet getirildi. Ancak, halk ve askerler bu duruma tepki gösterdi, bunun üzerine Kanuni Süleyman doğu topraklarının güvenliği için Şehzade Mustafa'nın Amasya'ya gönderildiğini ve Şehzade Mustafa'nın veliahtlığının sürdüğünü açıkladı. Bu gibi ardı arkası kesilmeyen atanmaların Hürrem’in etkisinde gerçekleştiği kabul edilir. Hürrem Sultan, şehzadeleriyle birlikte sancağa gitmesi gerekirken, geleneklere aykırı olarak gitmemiş, İstanbul'da kalmayı seçmiştir. Ama değişik tarihlerde şehzadelerini ziyaret etmiştir. Hürrem Sultan’ın tek kızı Mihrimah Sultan, 1539’da Diyarbakır valisi ve III.Vezir Rüstem Paşa ile evlendirilmişti. “Damat” ünvanını alan Rüstem Paşa 1544’te sadrazamlığa tayin oldu. Kaynakların çoğunda Sadrazam Hadım Süleyman Paşa’nın azledilmesinin ve yerine II.Vezir Divane Hüsrev Paşa'nın değil de III.Vezir Rüstem Paşa’nın getirilmesinin perde arkasında Mihrimah Sultan ile Hürrem Sultan’ın olduğu ifade edilmektedir.
     Şehzade Mehmet 1543'te çiçek hastalığından ölmüştür. Kanuni'den sonra veliaht Şehzade Mustafa’nın tahta çıkmasından korkan Hürrem Sultan, Şehzade Mustafa’yı babasının gözünden düşürmek için kızı ve damadı Rüstem Paşa yardımıyla komplo kurmuştur. Hürrem Sultan'ın emriyle hareket eden Rüstem Paşa, Şehzade Mustafa`nın mührünü yaptırarak İran Şahı Tahmasb`a mektup yazmış, İran Şahının cevabını da Kanuni Sultan Süleyman`a sunmuş. Bunun gibi bir sürü entrika ile Kanuni Sultan Süleyman, oğlu veliaht Şehzade Mustafa`nın kendisine isyan edeceğine ve tahtı elinden alacağına ikna edilmiştir. Şehzade katledildiği gün, babasıyla görüşeceğini sanarak çadırına gitmiştir. İşte o gün bembeyaz giyindiği söylenir, kendisine yapılan iftiralardan haberdardır ve masumiyetine işaret etmek ister. Cebinden de ölümünden sonra babasının onu öldüreceğini ve babasının çadırına gitmemesi gerektiğini belirten bir mektup çıkar. Bu olaya tanık olan Şehzade Cihangir olayın duygusal etkisini üzerinden atamaz ve hastalanır. Babasıyla beraber sefere devam eden genç Şehzade, 1553 yılında Halep’te hayatını kaybeder. Haseki Hürrem Sultan’ın tahta aday olarak geriye iki oğlu Şehzade Bayezit ve Şehzade Selim kalmıştır. Hürrem Sultan, o zamana kadar başka Osmanlı padişah eşlerinde görülmemiş bir şekilde dış siyasetle ilgilenmiş ve üstelik diplomatik yazışmalar da yapmıştır. Oğullarını tahta varis yapmayı başaran Hürrem Sultan, 15 Nisan 1558’de İstanbul’da hayatını kaybetti. Hürrem Sultan'ın zehirlenerek ya da kadın hastalığı sonucu öldüğü düşünülür. Büyük bir cenaze töreninin ardından Süleymaniye Camisi avlusuna gömüldü. Mezarı üzerine türbesi eşi Kanuni Süleyman tarafından yaptırıldı. Hürrem Sultan'ın ölümü sonrası çok üzülen eşi Kanuni Sultan Süleyman karısının vefatından sonra günümüzde İran'da bulunan bir şehrin ismini değiştirerek şehre Hürremabad adını vermiştir. Şehrin ismi günümüzde de aynıdır.
     Hürrem Sultan, Avrupa'da ve Türkiye'de resim, müzik ve bale sanatlarındaki birçok çalışmaya konu olmuştur. Hürrem Sultan'ın doğduğu yer olduğuna inanılan Ukrayna'nın Rohatyn kentinde bir “Hürrem Sultan Anıtı” bulunur. 2007 yılında, Ukrayna'daki bir liman kenti olan Mariupol'daki Tatarlar Hürrem Sultan'ın onuruna bir cami açmıştır. Hürrem Sultan İstanbul'da günümüzde onun adıyla anılan Haseki semtinde, Mimar Sinan'a Haseki Külliyesini yaptırmıştır. 1538-1550 yılları arasında inşaatı tamamlanan külliyenin içinde bir hamam, medrese ve hastane bulunmaktadır; onun ilk ve en önemli hayratlarındandır. Günümüzde T.C. Sağlık Bakanlığı Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak tanınan bu hastane Türkiye'de kesintisiz hizmet vermekte olan en eski hastane olma özelliğini taşır. Hürrem Sultan ayrıca Ayasofya Camii civarında yardıma muhtaç ve fakirlerin karnını doyurmak için bir mutfak yaptırtmıştır. Kabe’de, Şam’da, Bağdat’ta, Konya’da, Kudüs’te, Edirne’de Hürrem Sultan adına çeşitli eserler yapılmıştır.

Fatih Oğlu Cem Sultan

     Şehzade Cem, Fatih Sultan Mehmet’in küçük oğludur. 1459 yılında doğan Şehzade Cem'in annesi Çiçek Hatun’dur. İlk terbiyesini saray hocalarından aldı. Beş yaşına gelince, bir hocaya verilerek Kastamonu sancak beyliğine gönderildi. Eğitim ve öğrenimine burada da devam etti. Fatih Sultan Mehmet, büyük oğlu Mustafa’nın vefatı üzerine (1474) Cem’i Karaman eyaletine gönderdi. Şehzade Cem Konya’da kaldığı sürece, tahsilinin yanısıra ata binmek ve her türlü silahları kullanmakta büyük bir ustalık kazandı. Sağlam yapılı bir genç haline gelen Şehzade, Karaman eyaletinde halkın sevgi ve saygısını kazandı. Harabe halindeki Larende’de saray, bedesten ve çarşı yaptırmak suretiyle geniş imar faaliyetlerinde bulundu

     3 Mayıs 1481'de Fatih Sultan Mehmet'in ölümü üzerine Amasya'da bulunan Şehzade Bayezit ve Konya'da bulunan Şehzade Cem'e sadrazam Karamani Mehmet Paşa tarafından ulaklar gönderildi. Ancak Şehzade Cem'e gönderilen haberci, yolda Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalandı. Şehzade Cem, babasının vefatını dört gün sonra öğrenebildi. Bu olayların yaşanması üzerine yeniçeriler ayaklanıp Karamani Mehmet Paşa'yı öldürdüler. Şehzade Bayezit'in, İstanbul'da bulunan oğlu Korkut'u saltanat naibi ilan ederek onu tahta çıkardılar. Şehzade Bayezit, 21 Mayıs 1481 günü İstanbul'a varır varmaz devlet idaresini eline aldı. Şehzade Cem ise 4000 kadar askeriyle birlikte 27 Mayıs 1481'de İnegöl önlerine geldi. Sultan İkinci Bayezit, Ayas Paşa idaresindeki bir orduyu Şehzade Cem'in üzerine gönderdi. 28 Mayıs'ta yapılan savaşı kazanan Şehzade Cem Bursa'da padişahlığını ilan etti. Kendi adına hutbe okutarak para bastırdı. Çok geçmeden Sultan İkinci Bayezit'e bir mektup gönderen Cem Sultan, Osmanlı topraklarını eşit olarak paylaşmayı teklif etti. Kabul edilemeyecek bu teklif karşısında harekete geçen Sultan İkinci Bayezit, ordusuyla birlikte Cem Sultan'ın üzerine yürüdü. Yenişehir Ovası'nda yapılan savaşı kaybeden Cem Sultan, Konya'ya geldi. Burada da kalamayacağını anlayan Cem Sultan, yanına ailesini de alarak Kahire'ye doğru yola çıktı.

     Cem Sultan Hac mevsiminde Hicaz'a gitti. Hac'dan sonra tekrar Kahire'ye geldi. Ağabeyi Sultan İkinci Bayezit kendisine bir mektup gönderdi. Bu mektupta, padişahlıktan vazgeçtiği takdirde kendisine bir milyon akçe ödeneceği belirtiliyordu. Ancak Cem Sultan bunu kabul etmedi. İkinci bir teklifi de geri çeviren Cem Sultan, tekrar ülkesine döndü. 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşatan Cem Sultan, Sultan İkinci Bayezit'in yaklaşması üzerine kuşatmayı kaldırarak Ankara'ya gitti. Oradan da tekrar Mısır'a gidecekti, ancak yollar tutulmuştu. Bu sırada Rodos şövalyelerinden Pierre d'Aubusson onu Rodos'a davet etti. 29 Temmuz 1482'de Rodos'a giden Cem Sultan, yapılan antlaşma gereğince istediği zaman adadan ayrılacağını düşünüyordu. Ancak sahtekar şövalyeler buna hiçbir zaman izin vermediler ve Cem Sultan esir hayatı yaşamaya başladı. Cem Sultan'ın Rodos şövalyelerinin eline düşmesi, hem kendisi hem de Osmanlı tarihi için talihsiz bir olay olmuştur.
     Cem Sultan daha sonra, Fransa'ya gönderildi. Cem Sultan'ın Fransa'dan başka bir ülkenin eline geçmesini Osmanlı İmparatorluğu açısından sakıncalı gören Sultan İkinci Bayezit, Fransa'ya bir elçi gönderek Cem Sultan'ın Fransa'da tutulmasını istedi. Cem Sultan'ı kullanmak isteyenlerden birisi de Papa VIII.Innocent idi. Papa Innocent, Cem Sultan’ı, Hıristiyan yapabilirse, Haçlı seferinin gerçekleşeceğini ve Osmanlıları Avrupa’dan atmanın mümkün olabileceğini sanıyordu. Bu sebeple bir gün, kendisiyle görüşürken Hıristiyan olmasını resmen teklif etti. Ama yanılmıştı. Cem Sultan, kendisine değil, Osmanlı padişahlığı, hatta bütün dünyanın padişahlığı verilse, dininden dönmeyeceğini sertçe bildirdi.
     Cem Sultan vakası Osmanlı tarihinde Yıldırım Bayezit'in Timur'un elinde esir düşüp, demir kafese hapsedilmesinden sonra ikinci büyük trajik hadisedir. Rumeli'den tekrar Osmanlı topraklarına gelmek isteyen Cem Sultan, 13 yıl esir hayatı yaşadı. En son Papa'nın elinden Fransız Kralı tarafından kurtarılmış, ancak büyük bir ihtimalle zehirlendiği için bir hafta içinde yolda vefat etmiştir. Cem Sultan'ın bakım masrafları için Papa, Sultan İkinci Bayezit'den yılda 40.000 altından fazla para kopartmayı başarmış, Cem Sultan'ı serbest bırakma tehditleriyle de Osmanlı fetihlerini durdurmuştu. Bu olay ileride Şehzade katli için de önemli bir mesnet teşkil etmiştir. Cem Sultan, bunca olaydan sonra 25 Şubat 1495'de vefat etti. Sultan İkinci Bayezit bu olaya çok üzüldü ve üç gün yas ilan etti ve Cem Sultan'ın gıyabında cenaze namazı kıldırdı. Sultan İkinci Bayezit Cem Sultan'ın naaşını alabilmek için çok uğraştı. Vefatından 4 yıl sonra 1499 yılının Ocak ayında Cem Sultan'ın cenazesi Osmanlı topraklarına getirilerek Bursa'da kardeşi Şehzade Mustafa'nın yanına gömüldü. Böylece yıllar süren macerası sona erdi ve en azından cenazesi kendi topraklarına defnedildi.

Sultan II.Bayezit

     Sultan İkinci Bayezit 8. Osmanlı padişahıdır. 3 Aralık 1447'de Dimetoka'da doğdu. Küçük yaştan itibaren iyi bir şekilde yetiştirilen şehzade Bayezit, devrin en kıymetli alimleri elinde tahsil gördü. 1473 Otlukbeli Savaşına sağ kol kumandanı olarak katıldı. Babası Fatih, 3 Mayıs 1481 tarihinde sefere giderken Gebze’de vefat edince, 20 Mayıs 1481’de tahta çıktı. Babası cihan padişahı Fatih Sultan Mehmet, annesi Mükrime Hatun adında bir Türk kızıdır. Uzun boylu, geniş göğüslü ve kuvvetli bir vücuda sahipti. Yüzü yuvarlak ve gözleri elaydı. Cesur ve atılgandı. Aynı zamanda çok halim selim ve dinine bağlı bir padişahtı. Babası Fatih Sultan Mehmet ilme karşı ilgi duyduğu için, oğlu Şehzade Bayezid'e iyi bir eğitim verdi. O devrin en meşhur alimlerinden ders aldırttı, bütün İslam ilimlerini en iyi şekilde öğrenmesini sağladı.
     Sultan II.Bayezit 7 yaşında iken, Hadım Ali Paşa nezaretinde Amasya valiliğine tayin edildi. Amasya Selçuklular devrinden beri önemli bir ilim ve kültür merkeziydi. Padişah olacak şehzadelerin yetişmesi için, bu vilayette bütün şartlar vardı. Sultan İkinci Bayezit, dinine çok bağlı olduğu için kendisine Bayezid-i Veli denildi. Sultan II.Bayezit, şairleri saraya toplar, onlarla sohbet ederdi. Çok merhametli bir padişah olan Sultan II.Bayezit, sık sık fakirlere sadaka dağıtırdı. Arapça ve Farsça'yı gayet iyi biliyordu. Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. İslam ilimlerinin yanı sıra, matematik ve felsefe tahsili de yaptı. 24 Nisan 1512'de padişahlıktan ayrılmak zorunda kalan Sultan II.Bayezit, bir ay kadar daha yaşadı ve 26 Mayıs 1512'de vefat etti.




     Sultan İkinci Bayezit siyasi ve askeri faaliyetlerine Rumeli'de başladı. Bosna, Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı topraklarına katılmış, Hersek ise henüz alınamamıştı. 1483'de yapılan akınlar sonucu, bu bölge kesin olarak Osmanlı İmparatorluğu'na katıldı. Boğdan vergiye bağlandı. Boğdan Prensliği'ne bağlı Kilya (15 Temmuz 1484) ve Akkerman (9 ağustos 1484) kaleleri fethedildi. 1491 yılında Macaristan'a büyük akınlar düzenlendi. Sultan İkinci Bayezid 31 Mayıs 1499'da da Yunan seferine çıktı. Memlük Devleti'nin, Cem Sultan'ı koruması ve Ramazanoğulları ile Dulkadiroğulları Beylikleri üzerinde etkili olarak, Anadolu'nun işlerine karışması, gergin olan Osmanlı-Memlük ilişkilerini iyice bozdu. 1485 yılında savaşlar yapıldı. Yapılan savaşlardan önemli bir sonuç elde edilemedi. Adana ve Tarsus gibi yerler, Mekke-Medine vakıflarına bağlı oldukları gerekçesiyle geri verildiler (1491).      Sultan II.Bayezit döneminde İran'a Safeviler hakim oldu. 1501'de Tebriz'i alan Şah İsmail, giderek kuvvetleniyordu. Anadolu'da da kendisine ve mezhebine birçok yandaş buldu. Bir çok Türkmen kitlesini yanına aldı. İran ve Azerbaycan'da etkisini gösteren Şah İsmail, Doğu Anadolu'da Osmanlı Devleti'ni ciddi derecede tehdit etmeye başlamıştı. Anadolu'ya bir çok Şii propagandacı yollayan Şah İsmail, bu sayede Anadolu'yu yönetimi altına almak istedi. Propaganda faaliyetleri etkisini göstermeye başlamıştı. 9 Nisan 1511'de Hamideli ve Teke taraflarında Şah Kulu adında bir Şah İsmail taraftarı isyan çıkardı. Bu isyan güçlükle bastırıldı. Şah Kulu yakalanarak idam edildi. Sultan II.Bayezit'in son dönemlerinde ortaya çıkan bu isyan ülkeyi bunalıma sürükledi. Şehzadeler arasında babalarına ve birbirlerine karşı bir mücadele başladı.
     İstanbul'un alınmasıyla ekonomik alanda en çok zarar gören devlet Venedik olmuştu. Fatih Sultan Mehmet zamanında kendilerine kapitülasyonlar verilmiş ve bu sayede Haçlı birliğinden ayrılmışlardı. Fakat Venedik her zaman için Osmanlı aleyhtarı bir politika izleyerek, zaman zaman Mora halkını kışkırtıyordu. Sultan II.Bayezit bu sorunu kökünden çözmeye ve Venediklilerin ellerinde kalan yerleri de almaya karar verdi. Karadan ve denizden yapılan kuşatmayla İnebahtı (1499), ardından Moron, Koron ve Navarin kaleleri ele geçirildi. Yunan adalarının da fethedilmesi üzerine, Osmanlılarla başa çıkamayacağını anlayan Venedikliler barış istediler. Yapılan barış antlaşmaları sonunda, Osmanlı'nın fethettiği yerler tekrar Venediklilere verildi.
     Sultan İkinci Bayezit'in sekiz oğlu olmuş, bunlardan Ahmet, Korkut ve Selim dışındakiler babalarının sağlığında ölmüşlerdi. Hayatta olanların en büyüğü Ahmet, ikincisi Korkut, en küçüğü ise Selim'di. Şehzadelerden Ahmet Amasya'da, Korkut Manisa'da, Selim ise Trabzon'da vali olarak bulunuyorlardı. İkinci Bayezit Şah İsmail olayında gevşek davranmış devlet işleri bozulmaya başlamıştı. Babasının tahtan ayrılacağı haberini alan Selim harekete geçti. 3 Ağustos 1511 tarihinde Uğraş Deresi bölgesinde babasıyla savaşan Şehzade Selim yenildi. Devlet erkanı Bayezid'in yerine, Şehzade Ahmet'in padişah olmasını istiyordu. Yeniçeriler ise Şehzade Ahmet'i desteklemiyordu. Ahmet'in başarılı olamaması üzerine Selim aleyhtarları bu sefer de Korkut'u davet ederek padişah olmasını istediler. Yeniçeri ocağına gelen Şehzade Korkut'a saygı gösterildiyse de, Selim'den başkasını padişah olarak görmek istemediklerini söylediler. Sultan İkinci Bayezit baskılara daha fazla dayanamadı. 19 Nisan 1512'de Osmanlı tahtına davet edilen Trabzon Valisi Şehzade Selim, Yenibahçe'de kurulan otağa yerleşti. Tahta çıktığında 2.214.000 km² olan Osmanlı topraklarını 2.375.000 km² çıkaran Sultan II.Bayezit, 24 Nisan 1512'de tahttan çekildi.