Bizans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bizans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2026

Bizans İmparatorluğu (306-518)

 Büyük Konstantin

272 yılında doğmuştur annesi Helena'dır. Babası Konstantius Chlorus'un ölümü üzerine Eboracam şehrinde kendinin "Augustus" olduğunu ilan etmiştir. 57.Roma İmparatoru, Konstantinopolis kentinin ve Doğu Roma İmparatorluğu'nun (Bizans) kurucusudur. Uzun süren bir iç savaş sonucunda tek başına hükümdar olmuştur. Hristiyanlığı kabul eden ilk Roma imparatorudur. Bizantion'u baştan aşağı imar ettirip şehri başkent yapmıştır. Çok sayıda dini bina, yeni yol, su kemeri, surlar ve kuleler inşa ettirmiştir. I. Konstantin'in ölümünden (337) sonra Konstantinopolis adını alan şehir, Roma, Bizans ve Osmanlı'ya yaklaşık 16 asır başkent olmuştur. Dönemi boyunca hem Roma'nın çok tanrılı inanç sistemine hem de yeni Hristiyan dinine saygı gösteren I. Konstantin, sikkelerinde Apollon gibi Roma tanrılarına yer vermekten hatta kimi zaman kendisini "Güneş Tanrısı" Sol Invictus şeklinde resmetmekten kaçınmamıştır. Ölmeden önce ülkeyi üç oğlu arasında bölüştürmüştür. 

II. Constantius
Mirasla İmparatorluğun en doğusunun hükümdarlığını almış, diğer iki parçasını idare eden iki kardeşi ölünce tek Roma İmparatoru olmuştur. Babasının ölümü üzerine yakın aile mensuplarını öldürtmüş ve rakip olabilecek diğer aile üyelerini alt etmek için çaba göstermiştir. II. Constantius'un hayatta kalan son kuzeni Julianus, Galya'da ordu tarafından imparator ilan edilmiştir. Onun üzerine yaptığı askeri seferde, ateşli bir hastalıktan ölmüştür. (361)

Julianus
Anne ve babasının ölmesi ile yetim kalmış ve İmparator Constantius tarafından evlatlık olarak yetiştirilmiştir. Sezar ünvanı ile Galya'ya gönderilmiş, burayı iç isyan ve dış hücumlardan koruyarak iyi idare etmiştir. Sonunda imparatora başkaldırmış, ordusu tarafından Augustus ilan edilmiş ve İtalya'nın kontrolünü eline geçirmiştir. II. Constantius'un beklenmedik ölümü üzerine tüm İmparatorluk eline geçmiştir. İran Sasanilerine karşı bir savaşta aldığı yaralar nedeniyle 363'te ölmüştür. Hristiyanlığı bırakıp tekrar Roma putperestliğini ve tanrılarını kabul etmesi dolayısıyla Hristiyanlar tarafından Dönme Julianus denmiş ve eleştirilmiştir. Jovian, Julianus'un vasiyetsiz ölmesi üzerine ordusu tarafından seçilmiş pek önemi olmayan biridir. Muhtemelen ayağını kaydırdılar ki kısa zamanda hayatını kaybetmiştir. (364) 

I. Valentinianus ve Valens
Tahta çıkmasından sonra hemen kardeşi Valens'i ortak imparator olarak ilan etmiş ve Roma İmparatorluğu'nu aralarında ikiye bölmüşlerdir. Ondan sonra Valentinianus yalnız Batı Roma'da saltanat sürmüştür. İmparatorluğu sırasında Roma ülkesi defalarca Barbar kavimler tarafından hücuma ve talana uğramıştır. Kuadi kavminin Roma topraklarını işgal etmesine kızgınlığı, ölümüne yol açan beyin kanaması geçirmesine neden olmuştur. (375) En son gerçek Romalı olarak adlandırılmıştır. Kardeşi I. Valentinianus tarafından Doğu İmparatorluğu'nun idaresi için seçilmiştir. Saltanat döneminde pek etkisiz kalmıştır. Hatta Procopius adlı bir isyancının kendini imparator ilan etmesiyle tahtını bırakıp intihar etmeye kalkmıştır. Romalılar için tam bir felaket olan 378 yılındaki Hadrianapolis (Edirne) Muharebesi'nde öldürülmüş ve orduları Got kavmi istilacıları tarafından imha edilmiştir. 

Gratianus, I. Theodosius ve Arcadius
Valens'in ölümü üzerine Doğu İmparatorluğu kendine miras kalmıştır. Ertesi yıl generallerinden biri olan Theodosius'u Doğu İmparatoru yapmıştır. 375-383 yılları arasında II. Valentianus'la ortak imparator olarak Batı İmparatorluğu yapmıştır. Magus Maksimus isyanı sırasında bir suikasta maruz kalıp öldürülmüştür. I. Theodosius, Hadrianapolis Muharebesi felaketinin etkileriyle uğraşacak sadık bir müttefik isteyen Gratianus tarafından Doğu İmparatoru olarak atanmıştır. Barbar asıllı paralı askerleri Roma ordusuna alarak Doğu ordularını yenilemiştir. Gratianus ve II. Valentinianus'un ölmeleri üzerine Batı İmparatorluğunu da üzerine almıştır. De facto olarak tüm Roma İmparatorluğunu idare eden son İmparator olmuştur. Hristiyanlığı Roma İmparatorluğu'nun resmi dini olarak kabul etmiştir. (Ölüm  395) Arcadius Karısı Aelia Eudoksia ile yüksek devlet memurlarının elinde kukla olan zayıf bir İmparatordur. Batı İmparatoru olan Honorius'un erkek kardeşidir. Döneminde Got isyanları ve Got kökenli komutan Gainas'ın entrikalarıyla uğraştı. (Ölüm  408) 

II. Theodosius
Kız kardeşi Pulcheria'nin etkisi altında kalmıştır. 414'te Pulcheria kendisini "Augusta" olarak ilan etmiştir. Kız kardeşinin koyu Hristiyan inancı yüzünden İmparatorluk içinde yaşayan gayri-Hristiyan ahali devamlı baskı ve eziyet altında kalmışlardır. Saltanat yıllarında Konstantinopolis şehri surlarını geçilmez şekilde yenilenmiş ve bu surlara Theodosius surları adı verilmiştir. 425'te Konstantinopolis'te yeni bir üniversite açmıştır. Yeni bir hukuk ve kanun kodeksi hazırlatmıştır. 450'de ölmüş ve imparatorluğu kız kardeşine miras bırakmıştır. 

Pulcheria
Babası Arcadius'un ölümü üzerine Pulcheria çok büyük siyasi güç kazanmıştır. Barbar asıllı olan Aspar'ın Doğu İmparatorluğu Komutanı olarak atanmasından sorumludur. Aspar bu güçlü görevini sadece kendi menfaatleri için kullanmıştır. Çok koyu bir Hristiyan inancı olduğu için kardeşini Hristiyan değerlere göre İmparatorluk yapmaya zorlamıştır. 441'de saraydan zorla ayrılması gerekince bir manastıra çekilip rahibe olmuştur. Ancak kardeşinin ölümü üzerine tekrar saraya dönüp siyasi gücü eline geçirmiştir. Sonra Marcianus ile evlenmiştir ve bir çift olarak 453'e kadar Doğu İmparatorluğu'nu idare etmişlerdir. Ölümünden sonra Doğu Hristiyan Ortodoks Kilisesi tarafından Azize olduğu ilan edilmiştir. 

Marcianus
Pulcheria'yla evlenmesi üzerine İmparatorluk tahtına yükseltilmiştir. Gerçek siyasi güç olan Aspar tarafından da tutulmuştur. Hükümdarlığı sırasında Doğu İmparatorluğu'nun son 75 yıllık siyasi ve askeri sorunlarını çözmüş ve Hun Kralı Atilla'ya engel olabilmiştir. Fakat Batı İmparatorluğu'nu kendi haline bırakmıştır. 457'de ölmüş, Doğu Hristiyan Ortodoks Kilisesi tarafından Aziz olarak kabul edilmiştir. 

I. Leo
Aspar tarafından bir kukla hükümdar olarak seçilmiştir. Fakat I. Leo buna karşı çıkmış ve Aspar'ın gücünü kırmıştır. Bunun için İsauryalılarla anlaşmış ve onların lideri Tarasicodiska ile kızı Ariadne'yi evlendirmiş. Damadın ismini de bir Romalı ismi olan Zeno olarak değiştirmiştir. Zamanında Kartaca Tunus'taki Vandal Krallığına karşı yapılan başarısız, büyük deniz/kara seferi, ülke için büyük kayıplara neden olmuştur. I. Leo Büyük Teoderik'i sarayında yetiştirmiştir. Konstantinopolis Patriği tarafından taç giydirilen ilk Roma İmparatoru'dur. I. Leo ölürken herkesi şaşırtacak şekilde Bizans tahtını, damadı Zeno'ya değil daha 7 yaşında olan torunu II. Leo'ya bırakmıştı. 474'te tahta çıkan II. Leo, aynı senede söylentilere göre annesi tarafından zehirlenerek öldü ve yerine babası geçti. Zeno bir barbar kavimi asıllı olduğu için, halk tarafından tutulmamıştır. Basiliscus tarafından tahtından indirilmiştir. 

Zeno
Basiliscus I.Leo'nun karısı Verina'nin erkek kardeşidir. Monofizit görüşlü ve yeteneksiz bir komutandı. Taraftarlarının ve Konstantinopolis halkının desteği olmayınca Zeno ile yaptığı savaşı kaybetmiştir. 476 sonlarında hapiste aç bırakılıp açlıktan ölmüştür. Orduyu kendi etrafında toplayan Zeno, elinden alınan İmparatorluk tahtına zorla geçmiştir. Kısa bir zaman sonra, İmparator otoritesi olmayan ve gerçekte Barbarların idaresinde olan Batı Roma'da, Romulus Augustus'u resmen tahtından indirerek güya Roma İmparatorluğunu tekrar birleştirmiştir. Fakat saltanat idaresi çok zayıf kalmıştır, buna rağmen Doğu Roma'yı önceki imparatorların idaresi altındaki durumundan daha güçlü yapmıştır. (Ölüm  491)

Anastasios
İyi bir namı olan bir saray memuru iken I. Leo'nun kızı ve Zeno'nun dul karısı tarafından İmparator seçilmiş ve sonra onunla evlenmiştir. Vergileri indirdiği için önce halk tarafından tutulmuştur. Fakat son yıllarda dinsel Monofizit (İsa'nin tek karakterli oluşu) görüşleri ve aynı inançda olanları kayırması dolayısıyla halkın güvenini kaybetmiştir. Saltanatı sırasında askeri liderlik gösterememiştir. Doğuda İranlı Sasani'ler ile çok yıpratıcı ve hiç kazanç sağlamayan bir savaşın devamına, batı'da ise Balkanların, İslav ve Bulgar kavimleri tarafından talan edilmesine neden olmuştur. (Ölüm  518)

Bizans İmparatorluğu (717-959)

 III. Leon

Anatolikon Strategos rütbeli Leo, Artabasdos'la birlikte III. Theodosios'u tahttan indirmiştir. 717-718'de Arap generali Mesleme tarafından Konstantinopolis'in kuşatılmasında şehri savunmada başarı kazanmıştır. Bizanslılar Bulgar Hanı Tervel ve askeri birlikleri tarafından desteklenmiştir. Mesleme'nin ordusu geri çekilmiş ve Araplar Halife Ömer bin Abdülaziz zamanında bir daha Konstantinopolis'e hücum etmemişlerdir. Fakat sonradan yeni halife Hişam bin Abdülmelik'in emri altında bulunan Arap orduları hücumları tekrar başlamış ise de III. Leon bunlara başarı ile karşı koymuştur. Toprağa bağlı kul olan serflerin serbest bırakılıp bir serbest çiftçi/köylü sınıfının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Birinci Putkırıcı İkonoklast İmparator'dur. İdari ve hukuki reformların yanı sıra III. Leon'un saltanatının karakteristik özelliği ikonalara karşı aldığı tavırdır. Leo'nun 24 yıl süren sezaropapist hükümdarlığı imparatorluğa siyasi istikrar getirse de, dini olarak daha sonra ikonoklazm adı verilecek olan yeni bir iç çatışmaya yol açmıştır. (Ölüm 741)

V. Konstantinos 
Tahta geçer geçmez eniştesi Artabasdos'un imparatorluğa göz diken isyanıyla karşılaşmış ve 741-743 arası bir iç savaş ile geçmiştir. Sonunda V. Konstantinos galip gelmiştir. Saltanatı ikonoklazmın en sert uygulandığı dönemdir. Andaç kalıntılara tapmanın ve sırf azizler anısına söylenen duaların dinsizlik olduğunu ilan etmiştir. Bizans ordusunu tekrar düzenlemiş, ordunun tegma adını verdiği birliklerle bir profesyonel çekirdek subay ve erat grubu etrafında kurulmasını uygulamıştır. Emevi Halifeliği'nin II. Mervan'ın hükümdarlığı sırasında zayıfladığını görmüş, onlar aleyhine Bizans sınırlarını genişletme politikası uygulamaya başlamıştır. İlk Abbasi halifesi olan Seffah'a karşı da aynı stratejiyi uygulamaya devam etmiştir. Araplara karşı olan bu seferleri ile eskiden Arap idaresinde bulunan birçok Hristiyanı Balkanlara göç ettirmiştir. Birinci Bulgar Devleti'ne karşı çok saldırgan askeri seferler düzenlenleyerek sınırlarını genişletmeyi hedeflemiştir. V. Konstantinos'un imparatorluk dönemi, Bizans askeri stratejisinin savunucu faaliyetlerden saldırıcı harekatlara yönelmesi ile tanımlanabilir. İkinci Putkırıcı İkonoklast İmparatordur. (Ölüm 775)

IV. Leon
Üçüncü Putkırıcı İkonoklast İmparatordur. Annesi bir Hazar prensesi olan Çiçek'tir. Babası V. Konstantin'in diğer karısı Eudokia'nın oğlu olan yarı kardeşi Nikiforos ve diğer yarı kardeşlerinin isyanları ile uğraşmak zorunda kalmıştır. Abbasi halifesi Mehdi ile olan savaşlarda Bizans orduları Suriye içlerine kadar hücumlarda bulunmuş, Abbasi ordularının hücumları da Anadolu içerilerine girmiştir. 780 yılında ölmeden hemen önce Bulgar kralı Kardam'a yönelik bir askeri sefer hazırlığı içindeydi.

VI. Konstantinos
Babasının ölümü üzerine tahta çıktığı zaman yaşı küçük olup annesi taht naipliği yapmaya başlamıştır. 782'de Frankların imparatoru Şarlman'ın kızı olan Rotrude ile nişanlanmıştır ama 788'de bu nişan bozulmuştur. İkonlara tapmanın uygun olacağına karar veren İkinci İznik Konsili dinsel hükümlerine imzasını koymuştur. Ama bu daha çok kendisinin değil annesinin dinsel inançlarına uygun olduğu bilinmekteydi. 790'da tam imparatorluk yetkilerini yüklenmiştir. İktidar döneminde hem Putsever hem de Putkırıcı kliklerini kendine düşman yapmıştır. Birinci karısı olan Maria'dan ayrılıp sevgilisi Theodote ile evlenmesi, Kilise çevrelerince zina olarak görülüp büyük itirazlara yol açmış ve bu anlaşmazlıklara Moechia Uyuşmazlığı adı verilmiştir. 797'de annesi tarafından tahtından indirilmiş ve gözleri kör edilmiştir.

İrini
Atinalı Sarantapechos sülalesinin bir mensubudur. IV. Leon'un karısı, VI. Konstantin'in annesidir. 780'den 790'a kadar taht naibi olmuş ve sonra da yürütme yetkilerinin bazılarını elinde tutmuştur. Çok ateşli Putsever İkonodul olup İkinci İznik Konsili ve kararlarından şahsen sorumludur. 797'de oğlunu tahttan indirmiş ve onun yerine tahta geçmiştir. 800'de Şarlman'ın Roma'da Papa tarafından Roma İmparatoru olarak taç giydirilmesine şiddetle itiraz etmiştir. 802'de bir soylular komplosu sonucu tahttan indirilmiş, Midilli adasına sürgüne yollanmış ve bir yıl sonra orada ölmüştür.

I. Nikiforos
Asiller ve hadım saray bürokratları ile birlikte bir komployla İmporatoriçe İrini'yi tahttan indirmiştir. Balkanlarda yeni themalar kurarak Anadolu'dan getirilen muhacirleri bu yeni themalara yerleştirmiştir. Şarlman ile bir barış antlaşması, Pax Nicephori imzalamıştır. Ama bununla Venetia bölgesinin kime bağlı olacağı sorunu üzerindeki anlaşmazlıklar çözülememiştir. İmparatoriçe İrini döneminde yapılan anlaşmaya göre Bizans'ın Harun Reşit'e vermesi gereken yıllık haracı, önce ödemeyi reddetmiştir. Fakat yapılan savaşta yenilgiye uğrayınca daha büyük bir miktarı yıllık haraç olarak ödemek zorunda kalmıştır. Bulgar Hanı Krum üzerine bir askeri sefere çıkmıştır. Bulgarlar ile yapılan Pliska Muharebesi'ni 811'de kaybederek ordusunun büyük bir kısmı ile birlikte öldürülmüştür. Bulgar Hanı Krum, I. Nikiforos'un kafatasından bir içki kadehi yaptırmıştır.

I. Mihail
Tahta çıkmadan önce saray nazırı olan I. Nikiforos'un kızı Prokopia ile evlenmiştir. Çok tutkulu bir putsevici olarak putkırıcılara baskı ve eziyet yapmıştır. Çok tanınmış ve sonradan Ortodoks Kilisesi tarafından aziz yapılmış olan Studios Manastırı Başrahibi Studioslu Theodore'un hamiliğini yapmıştır. Papa tarafından Roma imparatoru olarak taç giydirilen Şarlman'ı Basileus olarak kabul etmiş ancak Roma İmparatoru olduğunu reddetmekte devam etmiştir. Bulgar Hanı Krum'la savaşa devam etmiş ve yaptığı savaşların hepsini kaybetmiştir. V. Leon lehine tahtından feragat etmiştir. 844'da vefat edene kadar hayatını bir manastırda keşiş olarak geçirmiştir. Taht iddialarının olmaması için oğulları hadım edilmiştir. Sonradan oğullarından Konstantinopolis Patriği I. İgnatios, Ortodoks Hristiyan Kilisesi Patriği olmuştur. 

V. Leon
Abbasilere karşı savaşlarda komuta gücünü göstermiştir. Fakat Versinikia Muharebesi'nde Bulgar Hanı Krum karşısında harp meydanından kaçmıştır. I. Mihail onun lehine İmparatorluk tahtından ayrılmıştır. Krum'a karşı savaşlar devam etmiş ve Bulgarlar Hadrianapolis ve Arkadiapolis şehirlerini ele geçirmişlerdir. 814'te Bulgar Hanı Krum ölmüş ve halefi Bulgar Omurtag Han V. Leon tarafından savaşta yenilgiye uğratılmıştır. İki devlet uzun yıllar süren bir barış anlaşması imzalamışlardır. Putkırıcı İkonoklast İmparatorlar'ın 4.'südür. 820'de Noel ayini için geldiği Ayasofya'da suikasta maruz kalmıştır. Kiliseye silahsız girmiş, kendisine komplo düzenlediğini öğrenip hapsettirdiği II. Mihail'in kilise korosuna karışan taraftarları tarafından öldürülmüştür. Oğulları hadım edildikleri için varisi olamamışlardır.

II. Mihail
Beşinci Putkırıcı İmparator'dur, kendi gibi yüksek bir asker ve en yakın arkadaşı V. Leon ile ilk eşinden dolayı bacanaktır. Taşralıydı ve iyi bir eğitim almamıştı. Bazı sözcükleri ancak birkaç tekrarda söyleyebildiği için kekeme lakabıyla anıldı. Siyasi alayların hedefi olmakla beraber Bizanslı halk kanla başa geldiği için ondan korkmaktaydı. II. Mihail, imparatorluk istikrarı ve kendi hanedanının devamı için 821 senesinde 17 yaşındaki oğlu Theofilos'u ortak imparator yaptı. Aynı yıl eski arkadaşlarından Slav Thomas isyan çıkardı. Anadolu'da bulunan themaların çoğunun ve Bizans donanmasının büyük bir kısmının desteğiyle Konstantinopolis'i kuşattı. Halk direndi, Mihail destekçileri Slav Thomas'ın filosunu alt etti. Bulgar Çar'ı Omurtag Han, resmi yardım talepleri kabul edilmesede, ganimet alma amacıyla 823'te isyancı orduyu yendi. Devam eden savaşlarda II. Mihail galip geldi, suçlular cezalandırıldı. Slav Thomas isyanı 1000 yıllık Bizans tarihinin en büyük ve en yaygın isyanıdır. 824'te Girit, 827'de Sicilya adaları Arapların eline geçti. İmparatorun VI. Konstantin'in kızı, rahibe Efrosini ile evlenmesi hoş karşılanmadı. (Ölüm 829)

Theofilos
Altıncı ve son Putkırıcı İmparator'dur. Başta askeri olmak üzere çok iyi bir eğitim almıştır. Tahta geçtikten sonra V. Leon'a karşı babasıyla birlikte komplo düzenleyenleri tutuklatıp idam ettirdi. Bu değişik adalet tutumuna rağmen, Theofilos'un İmparator olarak yargıladığı davalarda adil bir hakim olduğu ünü ölümünden çok sonra da devam etmiştir. Saltanatında, imparatorluğun batısında ve doğusunda Abbasiler'le savaştı. 837'de Güneydoğu Anadolu ve Suriye'de halifenin doğum yerindeki kaleyi alarak kazandığı zafer sonrası Konstantinopolis'e döndü. Artık nadir görülen, antik Roma zamanı gibi çok şaşaalı bir "Zafer Alayı" ile şehre girdi. Buna karşılık Abbasi halifesi Mutasım, 838'de büyük bir ordu toplayıp Anadolu'ya hücum etti ve muharebelerde başarılı oldu. Theofilos'un hanedanının anayurdu, Bizans'ın ikinci büyük şehri ve çok önemli kalesi olan Amorium'u aldı. Hükümdar yapılan barış anlaşmalarında, tazminat ve değerli hediyeler ile Bizans'ın zenginliğini Abbasilere açıkça gösterdi. Amorion'un 42 Şehidi olayı, Bizanslılar ve Theofilos açısından oldukça yıkıcı bir etki yarattı. Sağlığı bozulunca 842'de vefat etti.

III. Mihail
Babası öldüğünde daha 2 yaşındaydı. İmparatorluk annesi Theodora ve yüksek bürokrat Theoktistos naipliğinde idare edildi. Annesi şiddetli bir putsever olarak bilinmekteydi. Bu dini karşıtlık üzerine 843'te, Konstantinopolis'te yapılan Ekümenik Konsey'e katılan taşra Ortodoks Kilisesi üyelerinin çoğu putseverlik taraftarıydı. 767'de Yedinci Ekümenik Konseyi'nden 76 yıl sonra, Ayasofya'da toplanan bu Ekumenik Konsey'de putsevenler lehine kararlar geri getirildi. Bundan sonra putkıran yaklaşımlı herhangi bir imparator Bizans tahtına geçmedi. Bu naiplik çağının en utanılacak olayı, Ortodoks Hristiyanlar tarafından aforoz edilen, 200 yıldır Bizans sınırlarında yaşayan "Paulusçuluk" mezhebi mensuplarının öldürülmeleridir. 856'da III. Mihail imparatorluk yetkilerini eline aldı. Diğer naipleri yetkilerinden uzaklaştırıp dayısını imparatorluğun ikinci adamı yaptı. Araplarla çeşitli savaşlar yapıldı. Metresiyle skandalsız bir ilişki yaşaması için kendisine yardım eden arkadaşı Basileios'un, imparator üzerinde büyük bir etkisi olmaya başladı. Basil, Mihail'in dayısını öldürüp kendini ortak imparator yaptırdı. III. Mihail, imparatorluğu mali açıdan çok güçlü hale getirmişti. Devlet gelirleri 850'de 3.3 milyon Bizans altına çıkmıştı. 867'de yaptığı suikastle Mihail'i öldüren taşralı köylü çocuğu Basileous tahtı ele geçirdi.

I. Basileios Makedonyalı
Basilieous'un ilgisi atlara, güçlü fiziği ile güreşe ve servetli yaşlı kadınlara dönüktü. Her rakibini yenmekle ünlenen bir Bulgar şampiyon güreşçiyi yenmesi sonucu, bu müsabakayı seyreden imparator III. Mihail'in gözüne girmiştir. Rezil rüsva yaşamı ve etrafına topladığı serserilerle devamlı sefa alemleri yapmasıyla, "Sarhoş" lakabı takılan III. Mihail, Basilieos'u kendine yakın arkadaş yaptı. Ona şahsi koruyucusu olarak görev vermiş ve devamlı imparatorun yanında bulunan Basilieos, ilgisini siyasete yöneltmiştir. Çocuğu olmayan ve mutsuz bir evliği olan Mihail, gözde cariyesiyle ilişki yaşamaktadır. Bunun skandal yaratmaması için Basil, İmparatorun metresi ile sahte bir evlilik yapmıştır. İmparator Mihail ile metresi Eudokia İngerina arasındaki ilişki devam etmiştir. Gelişen entrikalar sonucu günden güne gücü eline geçiren I. Basileios tahtı gasp etmiştir. Döneminde I. Justinianus döneminden sonra ilk kez Bizans-Roma kanunları yeniden sistematik olarak toplanıp birleştirilmiştir. Konstantinopolis'in imarına önem verilmiş, birçok restore yapılıp ve yeni mimari eserler inşa ettirilmiştir. Fakat İstanbul'da Basileios dönemi eserlerinden hiçbir iz günümüze kalmamıştır. I. Basileios, damadı general Kristof komutasında bir Bizans ordusunu, sürekli sıkıntı yaratan Paulusçular üzerine sevketti. Bu ordu 872'de Paulusçuların lideri Chrysoceres'i öldürdü. İtalya ve Akdenizde birkaç başarıyla devlete güç kattı. 886'da bir sürek avında hayata gözlerini kapamıştır. 

VI. Leon Bilge ve Aleksandros
Çok iyi eğitimli ve de bir düşünür olduğundan "Bilge" ya da "Filozof" lakapları almıştır. Önceki imparator I. Basileios Makedonyalı zamanında başlayan "Makedon Rönesansı" adı verilen kültürel yenileşme süreci, onun döneminde de katkısıyla devam etti. İmparatorluk Balkanlarda Bulgarlara karşı, Sicilya ve Ege Denizinde Arap donanmalarına karşı birkaç büyük yenilgiye uğradı. Erkek çocuğu olmadığı için 4. kere evlenmesine Ortodoks kilisesi ve devletin ileri gelenleri karşı çıktı. 905'te veliaht Konstantin'i doğuran Zoe Karbonopsina imparatoriçe oldu. Bizans İmparatoru VI. Leon 912'de öldü. Tahta çıkan Aleksandros ağabeyi Bilge Leo'nun danışmanlarını ve görev verdiği yüksek memurları uzaklaştırdı, uyguladığı politikaları ret etti. Bastırdığı sikkelerde otokrator ünvanını kullanan ilk Bizans İmparatoru'dur. Doğu'da Abbasi halifesi Muktadir ordularıyla savaş yaptı. Bulgarlara geleneksel olan verilen taht ikramiyesini ödemediği için Kral I. Simeon'un ordularıyla savaşa girişti. Bir polo maçından sonra ölmesiyle, ağabeyinin ölüm döşeğinde onun hükümdarlığının sadece 13 ay olacağına ait kehaneti gerçekleşti.  

VII. Konstantinos Porfirogennetos
Takma adı "Mor Oda'da Doğan" demektir. Yaşı küçük olduğu için naipliğini 919'a kadar annesi Zoe, 945'e kadar kayınbabası Romanos Lekapenos yapmıştır. Ayrıca amcası Aleksandros ölüm döşeğinde, Konstantin için yedi kişilik bir naip konseyi atamıştır. Askeri konularda pek başarılı olmamasına karşın, bilim ve sanata verdiği destek ve bizzat yarattığı eserlerle, Bizans kültür yaşamına yaptığı önemli katkılarla tanınmıştır. Yazdığı kitaplar Bizans İmparatorluğu ve komşularıyla ilgili en iyi kaynaklar arasındadır. I. Romanos 944'de oğulları tarafından tahttan indirildi ve keşiş olarak sürüldü. 945'te kayınbiraderlerini devirerek tek imparator olan VII. Konstantinos, yürütme yetkisini hiç kullanmamıştır. Yazarlar ve alimler, ressamlar ve sanatkarların cömert bir koruyucusu, tutkulu bir kolleksiyoncuydu. 947'de VII. Konstantinos, tazminat ödenmeksizin tüm köylü topraklarının ivedi sahiplerine iade edilmesi emri vermiştir. Yetenekli, dürüst, çalışkan bir lider ve insan sarrafıydı. Askeri, donanma, kilise, sivil ve akademik atamaları hem yaratıcı hem de başarılıydı. Yüksek öğretimin gelişmesi için çok şey yapmıştır, adalet yönetimine ve tarihsel çalışmalara özel bir ilgi göstermiştir. Konstantinopolis'te Kasım 959 tarihinde öldü ve yerine oğlu II. Romanos geçti. Oğlu ve gelini Theofano tarafından zehirlendiği söylentileri yayılmıştır. 

Bizans İmparatorları (959-1204)

 II. Romanos  

Silik bir hükümdar olup ülkeyi karısı Theofano yönetti. Devlet işlerini hadım Josef Bringas'a, askeri işlerini ise Nikiforos Fokas'a bıraktı. Komutanları Arapların elinde olan Girit adasını ve Halep şehrini ele geçirerek, İmparator Herakleios'un döneminden beri yüz küsür yıldır görülmeyen Bizans askeri zaferlerine imza atmışlardır. Romanos'un 963'te beklenmedik ölümü üzerine karısı Theofano, general Nikiforos ile evlenerek onu imparator yaptı.

II. Nikiforos
Kardeşi Leo Fokas ile başarılı askeri harekatlar yaptılar. Bringas'ın kendisini tutuklamak ve öldürmek istediğini Aya Sofya'da ilan etti. Dindar ve kahraman olan Nikiforos'a kilise, halk ve Bizans Senatosu sahip çıktı. Bringas, II. Nikiforos'un kiliseye sığınmış babasını ele geçirmeye çalışınca şehirde büyük ayaklanmalar oldu. Bu olayları idare eden I. Romanos'un evlilik dışı oğlu hadım Basileios Lekapenos, İmparator Nikiforos Fokas'ın şehre gelmesini sağladı. 969'da karısıyla metres hayatı yaşayan yiğeni İoannis Çimiskes ikilisinin planladığı bir suikast sonucunda öldürüldü. 

I. İoannis 
Muharebelerde ve tahta çıkmasında dayısı Nikiforos'un hep yanındaydı. Ona düzenlediği komployu sümen altı eden İoannis, diğer suçluları cezalandırdı. Kendi durumunu kuvvetlendirmek için VII. Konstantin'in kızı Theodora ile evlendi. İmparator, doğu Bulgaristan ve Dobruca üzerinde rakipsiz üstünlük sağladı ve Bizans'a kuzeyden yönelen tehditlere son verdi. 975'te Suriye üzerine sefer yapan I. İoannis, eski doğu Akdeniz şehirlerini tekrar eline geçirdi. Tazminat verip tabi olarak buralarda Arap idaresi devam etti. Konstantinopolis'e geri dönmeye başlayan İoannis hastaydı. Bunun sebebinin saray nazırı Basileios Lekapenos tarafından zehirlenmesi olduğuna o zamanın tarihçileri hemfikirdirler. Zira hükümdar dönüş yolunda gördüğü Basileios'un büyük malikane arazilerinin, kanunsuz ve haksız bir servet olduğunu, bunları geri almak gerektiğini söylemiştir. Bütün servetini şehrin hasta ve fakirlerine bağışladığını vasiyet eden İoannis Çimiskes, 976'da 51 yaşında hayata gözlerini yumdu.

II. Basileios Bulgar Kıran
İleri görüşlü, dikkat çekici siyasetçi ve idare adamı olan II. Basileios, II. Romanos ile Theofano'nun oğludur. 945 yılında başlayan Bizans İmparatorluğu'nun genişleme döneminin en önemli ismidir. Varisi olan kardeşi VIII. Konstantin'e Bizans tarihinde I. Justinianus'tan beri görülmemiş büyüklükte arazisi olan bir ülke bırakmıştır. Bu ülke coğrafi olarak Balkan Yarımadası, Anadolu, Kuzey Suriye, Kuzey Irak, aşağı Kafkaslar ve güney İtalya'yı kapsıyordu. II. Basil'in 65 yıl imparator unvanı taşıması ve tam yetkilerle 49 yıl süren hükümdarlık dönemi, 1000 yıllık Bizans tarihinde en uzun imparatorluk dönemidir. Bulgarlarla 30 yıl süren savaşta ilk yenilgisinden sonra devamlı savaşarak Bulgar Krallığı'nı ortadan kaldırdı. Suriye'de Halep emiri ve Fatimilere karşı savaşıldı. Kafkasya'da yaptığı savaş sonunda Güneydoğu Anadolu'dan başlayıp kuzeybatıya bir yay gibi uzanan 7 yeni Bizans theması kurdurdu. Hazarlara karşı savaşıp Kırım'ı ele geçirdi. Güney İtalya'da Alman ve Arap hücumlarına karşı çıkıp Lombard isyanını bastırıp Güney İtalya'da Bizans bölgesini koruyup güçlendirdi. İçişlerinde Anadolu'daki büyük toprak sahiplerinin güçlerini kırmak için reformlara girişti. II. Basileios çok yetenekli bir devlet idarecisiydi. Mali ve iktisadi konulardan da iyi anlardı. Askerlikte başarılı olan imparatorlar ve hükümdarlar arasında çok nadir bulunan bir özelliği ise hayatında ve ölümünde Bizans hazinesinin devamlı olarak dolu olmasıdır. Ordu mensupları arasında sanki kendisine tapılırcasına askerlerinin sevgisini kazanmıştı. Sarayında oturarak değil, ordusunun başında askeri seferlerde hayatını geçirmiştir. Ordusunun her bir ferdi gibi askeri tayın ve yiyecek yerdi ve özel bir muamele gösterilmesini istemezdi. Ölen subayların çocuklarına büyük ilgi gösterir, onların yiyecek, giyecek, barınma ve eğitimini sağlardı. Bizans İmparatorluğu 18 milyonla Orta Çağların en nüfusu yüksek ülkesi olmuştu. II. Basil'in sağladığı refah, daha geniş bir halk kitlesine ve özellikle ülkenin alt tabakalarına yayılmıştı. Bir oğlu olmayan büyük İmparator 1025 yılında vefat etmiştir. 

İmparatoriçe Zoi
1028 yılına kadar devletin başına II. Basil'in kardeşi VIII. Konstantinos geçmiştir. Erkek varisi olmayan Konstantin, kızı Zoi'nin tahta çıkmasına ve İstanbul valisi Romanos Argyros ile evlenmesine karar verdi. Zaten evli olan Romanos boşandı, karısıysa bir manastıra kapatıldı. Zoi daha sonra IV. Mihail Paflagonyalı ve IX. Konstantinos ile de evlenip onları imparator yapmıştır. Bir ara manevi evladı V. Mihail ile hüküm sürmüştür. Bunlardan sonra kızkardeşi Theodora bir süre başa geçmiştir. III. Romanos Argyros 1930'da Antakya'da Araplar'a yenilince gözden düştü. Urfa'yı ele geçirip bir Arap deniz filosunu yenmesi de işe yaramadı. Karısı Zoi ile arası bozulunca 1934'te sarayda banyosunda katledilmiştir. Komplo ile gelen IV. Mihail Paflagonyalı, Zoi ile evlenip başa geçti. Devlet işlerini büyük yetkiler verdiği ağabeyi İoannis Orfanotrofos'a bıraktı. Yapılan reformları hoş karşılamayanlar komplolar düzenlediler. Urfa tekrar alındı, Sicilya Araplardan alınamadı. 1040'da Sırplar isyan etti, Bulgar isyanı ise bastırıldı. IV. Mihail epilepsi hastalığından çok çekti, 1941 aralık ayında yerleştiği manastırın keşiş hücresinde öldü. V. Mihail Kalafatcı amcası İoannis Orfanotrofos'u işinden uzaklaştırdı. 1042'de İmparatoriçe Zoi'yi hükümdarlıktan edip onu manastıra yolladı. Zoi'yi tekrar başa getirmek için çıkan büyük halk isyanı sonucu V. Mihail tahttan indirildi. İsyancılar tarafından gözlerine mil çekilip ve hadım edildi. Zoi'nin dördüncü kocası IX. Konstantinos Monomakos 1050'ye kadar birlikte hüküm sürmüştür, Zoi'nin ölmesiyle 5 yıl tek imparator olmuştur. 1054'te Roma'daki Katolik Kilisesi ile Konstantinoplis'teki Ortodoks Kilisesi, Papa'nın Konstantinopolis Patriği'ni aforoz etmesiyle son olarak ayrılmışlardır. Bir tampon devlet olan Ani Ermenistan krallığına hücum edip kaldırmış, Selçuklular ile komşu olmuş ve Anadolu'ya Türkmen göçlerinin başlamasına neden olmuştur. Balkanlarda Georgios Maniakes isyanı, Tornikos isyanı ve Peçenek hücumlarıyla uğraşmıştır. Anadolu'daki büyük toprak sahiplerini, zengin kilise ve manastırları toprak ve tarım vergilerini düşük tutarak korumuştur. Tımar benzeri bir sistemle büyük toprak sahipleri yaratmıştır. IX. Konstantin ölünce Theodora 1,5 yıl, bürokrat VI. Mihail bir yıl başa geçmiştir.

Dukas Hanedanı
General İsaakios Komninos, 1057'de ordunun soylu yüksek subayları ile birlikte İmparator VI. Mihail aleyhine bir iç savaş başlatıp tahtı ele geçirdi. Kendisine yardım edenleri uzak görevlerle ödüllendirdi. Hasta olduğuna inanan İsaakios, güçlü danışmanı Mihail Psellos'un tavsiyelerine uyarak 1059'da imparatorluk tahtından feragat etti ve X. Konstantinos Dukas imparator oldu. Konstantin'in tahta çıkması sivil aristokrasinin bir zaferiydi. İmparator kardeşi İoannis Dukas'a sezar ünvanını verdi. Ekonomik sorunları, askeri gücü zayıflatarak gidermeye çalıştı. 1067'de hayata gözlerini kapadı. Hükümdarın oğullarını tahtan indirmek isteyip idama mahkum olan Romen Diyojen, taht naibi Eudokia tarafından affedilip onunla evlenmiştir. Ortak imparator olarak Doğu Anadolu'ya giren Selçuklu ordularına karşı başarılı üç askeri sefer düzenlemiştir. 1071'de Selçuk Sultanı Alp Arslan'a karşı Malazgirt Meydan Muharebesi'ni kaybedip esir düşmüştür. IV. Romanos'un daha güçlü bir orduya sahip olmasına rağmen Oğuz, Peçinek ve Türk asıllı Bizans paralı askerlerinin Selçukluları görünce orduyu terk etmeleri sonuçta büyük rol oynamıştır. Ayrıca savaşta yeterli desteği vermeyen rakip Bizanslılar Konstantinopolis'e dönüp VII. Mihail Dukas'ı imparator ilan ettiler. Tazminat ve vergi sözüyle salıverilen Romen Diyojen, taht rakipleriyle girişilen mücadeleleri kaybetmiştir. 1072'de gözlerine mil çekilmiş, birkaç gün sonra da ölmüştür. VII. Mihail'in devlet işlerini bıraktığı yöneticilerin uygulamaları isyanlara sebep oldu. Döneminde paranın değeri dörtte bir düştü. Türklere karşı yapılan seferler başarısız oldu. Roussel adlı bir Norman'ın çıkardığı isyanlarda Selçuklulardan yardım alındı. 1077'de ülkenin doğusunda ve batısında iki general VII. Mihail'e başkaldırdı. Bunlardan Selçukluların desteğini alan Nikiforos Botaneiates yaptığı darbeyle imparator oldu. Mihail keşiş olarak 12 yıl daha yaşadı. III. Nikiforos eski imparatoriçe Maria Bagrationi ile evlendi. Her zaman yanında olan ve çıkan bütün isyanları bastıran akrabası Aleksios Komninos, Sezar İoannis Dukas'ın komplosuyla 1081'de imparator oldu.

I. Aleksios
Başarılı bir diplomat olan Aleksi Komnen, I. İsaakios'un yeğenidir. I. Aleksios Komninos'un 37 yıl süren uzun saltanatının çoğu harpler ve askeri seferlerle geçmiştir. Normanlara karşı IV. Henri'nin desteğini satın alan I. Aleksi, 1085'te Balkanlarda kaybedilen bütün toprakları tekrar ülkesine katmıştır. 1091de Trakya'da Levunion Savaşı'nda Peçenekleri imha etmiştir. 1096'da yapılan I. Haçlı seferinden faydalanarak Anadolu'nun büyük bölümünü yeniden ele geçirdi. Latinler Bizans'dan destek görmediklerini ileri sürerek İmparator'a sadakat yemininden vazgeçtiler. Haçlı komutanları aldıkları şehirlerde kendi hükümlerini sürmeye başladı. Bunlardan Antakya yapılan mücadeleler sonucu, 1108'de tekrar Bizans egemenliğini kabul etti. 1110–1117 yıllarında Selçuklular Bizans topraklarına akın yapmaya devam ettiler. Dinsel aykırılık yaratan mezhepleri elimine etmesi, I. Aleksios'un halk gözündeki popülerliğini kaybettirmişti. 

II. İoannis
İyi veya Güzel İoannis olarak da bilinir. Komninos Restorasyonu boyunca hüküm süren ikinci imparatordur. Balkanlar'da Peçenekler, Macarlar ve Sırpları kesin bir şekilde mağlup etti ve kişisel olarak Küçük Asya'daki Türklere karşı çok sayıda sefer düzenledi. 1118 ile 1143 yılları arasında hüküm süren Bizans imparatoru, birçok kasaba, kale ve şehri geri aldı. II. İoannis'in en yakını ve bir numaralı adamı, çocukluk arkadaşı İoannis Aksuh adında bir Türk'tü. İoannis dini konuları, devleti etkilemediği sürece Patrik'e ve kilise hiyerarşisine bırakmıştı. Hatırı sayılır ölçekte kilise yaptırmıştır. Doğu Akdeniz'deki Haçlı ittifaklarının katakullileri olmasa Kudüs'ü ve göç yerlerini tamamen devlete katabilirdi. 1143'te domuz avlarken kazara kendini zehirli bir okla kesen II. İoannis birkaç gün sonra öldü.

I. Manuel
Muhtemelen babası AIMA kehaneti gereği abisi olmasına ve yüksek yöneticilerin ısrarına rağmen onu veliahtı yaptı. Kendiside kan anlamındaki bu isim devamlılığı için iki gayrı meşru çocuğuna ve meşru oğluna Aleksios adını verdi. 1143-1180 yılları arasında saltanat sürdü. Antakya şehrini ve Balkanları geri aldı. Venediklileri ve Güney İtalya'da Normanları yendi. Mısır üzerine yapılan sefer başarısız oldu. 1176'da Konya üzerine yaptığı büyük seferde Miryokefelon Muharebesi'ni Selçuklulara karşı kaybetti. Bu yenilgiyle Anadolu topraklarında Türk hakimiyeti kesinlik kazanmıştır.

II. Aleksios ve I. Andronikos
II. Aleksios babası I. Manuel öldüğü zaman daha 11 yaşındaydı. Taht naibi annesi Antakyalı Maria Latin asıllıydı. Yabancılara ayrıcalıklar vermeye devam etmesi halkın kendisine olan hoşnutsuzluğunu arttırdı. Sürgünde olan I. Manuel'in kuzeni zampara general Andronikos Komninos halk tarafından çılgınca karşılandı. Andronikos iktidar yetkilerini kendi üzerine aldı. Galeyana gelen halk özellikle Venedikli tüccarları ve 80.000 Latin asıllıyı katletti. I. Andronikos taht ile alakalı herkesi öldürdüğü gibi 1183'te genç II. Aleksios'u da yay kirişi ile boğdurdu. 65 yaşındaki I. Andronikos öldürttüğü II. Aleksios'un siyaseten nişanlandığı, VII. Louis'in 13 yaşındaki kızı Fransalı Agnes ile evlendi. Komninos Hanedanı'nın son temsilcisi I. Andronikos devlet düzeninde reform yapmaya çalıştıysa da Batı Hristiyanlığına karşı gösterdiği düşmanlıkla bazı istilalara yol açtı. 1185'te başkentte bir ayaklanma patlak verdi. II. İsaakios imparator ilan edildikten sonra Andronikos isyancı bir grup tarafından öldürüldü.

Angelos Hanedanı
II. İsaakios, Sicilyalı Norman Krallığı ordusunu Makedonya'da savaşta yenmiş ve bu tehdidi önlemiştir. Fakat II. Bulgar Krallığı'nın kurulmasını önleyememiş ve Balkanlarda bir sıra savaş yapmak zorunda kalmış, Makedonya'yı kaybetmiştir. Macaristan Kralı'nın kızıyla evlenen İsaakios Angelos, hükümdarlar ve kendi yakınları arasında diplomatik evlilikler tertip etmiştir. III. Haçlı Seferi'nde Kudüs fatihi Selahaddin Eyyubi ile anlaşan II. İsaakios, Haçlıların Bizans topraklarından geçişini durduramasa da zorlaştırmak için bir sürü tedbir uygulamıştır. 1195'te bir Bulgar seferinde ağabeyi Aleksios Angelos tarafından gözleri kör edilip, hapse atılmıştır. III. Aleksios, İmparatorluk hazinesini boşaltmış ve ülkenin mali bakımdan yıkımına neden olmuştur. Bizans'ın batı sınırlarına imtiyazlar vererek buralara başı buyruk muhacirler yerleştirmiştir. İsaakios'un oğlu IV. Aleksios tahta çıkması karşılığında çok cazip vaatler vererek Haçlılarla anlaştı. Önce Mısır'ı almak sonra Kudüs'e gitme hedefi olan Dördüncü Haçlı Seferi için birlikler 1203'te Konstantinopolis önüne geldiler. Bir yılda taht sahipleri değişip durdu. Şehri ele geçiren Latin Haçlılar, gerçekleşmeyen vaatler ve kör bunak Venedik Dükü'nün fişeklemeleriyle 1204'te kendi devletlerini, İstanbul'dan kaçan Bizans soyluları ise Epir Despotluğu, İznik ve Trabzon İmparatorluğu'nu kurdular. 

Bizans İmparatorluğu (1204-1453)

 I. Theodoros

III. Aleksios'un damadı, Bizans İznik İmparatorluğu'nun kurucusudur. Konstantinopolis'te hüküm süren Latin İmparatorluğu başındaki Henri aleyhinde, Bulgar hanı Kaloyan ile müttefik olmuştur. 1211'de Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı I. Gıyaseddin Keyhüsrev'in istila hücumlarına karşı İznik'i başarı ile savunmuştur. Theodoros, Paflagonya'yı İznik İmparatorluğu idaresi altına almıştır. 1220'de iki Hristiyan devleti arasında barış sağlamak amacıyla Latin İmparatorluğu hükümdarı Pierre ile karısı Yolande'nin kızı Marie de Courtenay ile evlenmiştir. Saltanatının sonunda İznik İmparatorluğu eski Doğu Roma İmparatorluğu'nun Asya ve Bitinya eyaletlerinden oluşmaktaydı. (Ölüm 1221)

III. İoannis
I. Theodoros'un büyük kızı İrene Laskarina ile evlenmiş, 1212'de kayınbabasının varisi ilan edilmiştir. 1221 ile 1224 arasında I. Theodoros'un hayatta kalan erkek kardeşlerinin direnmeleri ile karşılaşmıştır. Rakipleri Latin İmparatorluğu ile müttefik olmuşlardır. Çıkan çatışmalarda galip gelen III. İoannis, 1225'te Latin İmparatorluğu'ndan bazı toprakları kendi ülkesine kazandırmıştır. Bu sırada Hadrianapolis'i de eline geçirmiştir; fakat sonradan bu şehri Epir Despotu Theodoros Komnenos'a kaybetmiştir. 1230'da Bulgar Hanı II. İvan Asen ile ittifak yapmıştır. 1246'da Selanik'i de imparatorluk içine almayı başarmıştır ve sonraki gayretlerini Epir aleyhine yöneltmiştir. İznik İmparatorluğu'nun Ege Denizi alanlarının kontrolü almasına yöneltmiş ve özellikle Rodos adasının idaresini almıştır. Ülkesi için dahili politikaları ile ekonominin nispeten refah içinde olmasını sağlamaya çalışmıştır. (Ölüm 1254)

II. Theodoros
II. Theodoros, Bulgar Kralı I. Mihail Asen'in hücumlarına karşı durmayı başarmış ve sonunda barış anlaşması imzalamıştır. Epir ülkesinin etrafını çevirmek için Makedonya'da Dıraç, Arnavutluk ve Servia bölgelerini ülkesine katmaya başlamıştır. Theodoros, ülke içişlerinde büyük nüfuzlu aristokratik aile mensuplarına yüz vermemiş, daha çok orta sınıftan gelen bürokratları tercih etmiştir. Bu tutum asiller sınıfının ileri gelenlerinden Mihail Paleologos'un başkaldırılarına sebep olmuştur. 1258'de bir sara nöbeti sırasında hayatını kaybetmiştir. Yerine 8 yaşındaki oğlu IV. İoannis, naib Georgios Mouzalon ile birlikte geçmiştir. Mihail Paleologos, Mouzalon'un bir suikastle öldürülmesini sağlamış ve taht ortaklığını ilan etmiştir. İznik İmparatorluk orduları Konstantinopolis'i alıp Latinleri oradan kovduktan sonra Mihail orayı başkent yapmış. 11 yaşına gelen İoannis'in gözlerini kör ettirip, keşiş olarak bir manastıra göndermiştir. 

VIII. Mihail
1256'da Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı II. İzzeddin Keykavus'un temsilcileri ile bir hükümet darbesi planlanlamaktan dolayı suçlanmış ve Konya'daki Keykavus sarayına gönderilmiştir. 1258'de geri çağrılan VIII. Mihail, Frank asıllı paralı askerler birliğinin komutanı olarak atanmıştır. Naibliği ele geçirdikten sonra, Konstantinopolis'in geri alınmasına kadar iki yıl ortak imparator olarak görev yapmıştır. 1259'da Achae Prensi II. William Villehardouin ile Epir Despotu II. Mihail Komnenos Dukas'ın ordusunu Pelagonia Savaşı'nda yenilgiye uğratmıştır. Bunun sonucu Mora yarımadasında bulunan Mistras, Monemvasia ve Maina kalelerini kontrolü altına almıştır. 1274 yılında İkinci Lyon Konsili'nde Doğu Ortodoks Hristiyan Mezhebi ile Batı Katolik Mezhebi kiliselerini birleştirmeye çalışmıştır. Düşmanı olan Napoli Kralı Charles d'Anjou aleyhine bir isyan olan ve Sicilya Vesperleri adı verilen bir isyanı gizlice körükleyip desteklemiş ve bu isyan sonucu Sicilya Krallığı'nın ikiye ayrılmasına sebep olmuştur. VIII. Mihail bundan sonra Aragon Kralı III. Peter'i Sicilya'yı istila etmesi için çok büyük bir miktarda rüşvet vererek Bizans hazinesini boşaltmak zorunda kalmıştır. 1282'de öldüğü zaman hem Hristiyan Ortodoks hem de Hristiyan Katolik kiliseleri tarafından aforoz edilmişti.

II. Andronikos
Babası VIII. Mihail hayattayken kendine zorla kabul ettirilen, hiç popüler olmayan Papa'nın Katolik Kilisesi ile Bizans Ortodoks Kilisenin birleştirme politikasını değiştirmiştir. Ortodoks Kilisesi içinde bu politikanın yarattığı ayrılıklar, sorunun halledilmesini 1310'a kadar uzatmıştır. Ülkenin çözülmesi gayet zor iktisadi sorunlar ve ortaya çıkan ekonomik kriz nedeniyle, devlet hazinesi eskiye nazaran yedi misli daha az gelir toplayabilmekteydi. Buna çare olarak alınan iktisadi tedbirler arasında Bizans donanmasının hemen hemen ortadan kaldırılması da ön görülmüştü. Bizans donanması bu darbeden hiç toplanamamış ve eski gücü hiç geri gelmemiştir. Bundan sonra Bizans İmparatorlugu deniz desteği için kendisine rakip olan Venedik Cumhuriyeti ve Cenova Cumhuriyeti deniz güçlerine bağlanmıştır. Bu dönemde yeni gelişmeye başlayan Osmanlı Devleti'nin Anadolu'da ilerlemesinden büyük hasar görmüş ve 1326'da Bursa şehrini ve Bitinya bölgesini bu yeni devlete yitirmiştir. 1303 ile 1317 arasında İmparator'un ikinci karısı olan Montferratlı İrini Selanik'te kendi sarayını ve idaresini kurmuştur. Yaklaşık 1305-1307 arasında Bulgar Kralı Teodor Svetoslav kuzey-doğu Trakya'nın büyük bir kısmını eline geçirmiştir. Oğlu IX. Mihail, 1281-1320 yılları arasında ortak imparatorluk yapmıştır. 1320 ile 1328 arasında II. Andronikos, torunu III. Andronikos'un isyanı ile uğraşmış, bu mücadeleyi kaybederek tahttan indirilmiş ve hayatının son birkaç yılını bir keşiş olarak bir manastırda geçirmek zorunda kalmıştır.

III. Andronikos
Saltanatı sırasında etkin idare gücü Bizans Ordusu komutanı İoannis Kantakuzenos'un elindeydi. İmparator sadece dış savaşlar ve sürek avları ile meşgul olmaktaydı. III. Andronikos Foça'nın, Midilli ve Sakız adalarının ülkesine katılmasını sağlamıştır. Ancak yeni gelişen Osmanlı devleti hükümdarı Orhan Bey III. Andronikos komutasındaki Bizans ordusunu 1329'da Maltepe Savaşı'nda büyük bir yenilgiye uğratıp 1331'de Nikea ve 1337'de Nikomedia şehirlerini zaptetmistir. Bundan sonra Anadolu'da sadece Filadelfiya ve birkaç liman Bizans hakimiyeti altında kalmıştır. Sırp Kralı IV. Duşan 1331'de Makedonya'da Bizanslılar elinde bulunan Ohri, Pirlepe, Kastoria, Ustrumca ve Vodan şehirlerini zaptederek ülkesinin sınırlarını genişletmiştir. Buna karşılık III. Andronikos taht kavgalarından çıkan idari krizlerden faydalanarak 1333'de Teselya ve 1337'de Epir bölgelerini Bizans İmparatorluğu kontrolü altına almayı başarmıştır. (Ölüm 1341)

V. İoannis
Babası imparator III. Andronikos'tur. Daha 9 yaşında olduğundan, annesi Savoyalı Anna taht naibi olmuştur. Devlet idaresini yürüten İoannis Kantakuzinos kendini kıdemli imparator ilan etmiş ve 1347'ye kadar süren bir iç savaş başlamıştır. Batı Avrupa'dan taraftar toplamaya çalışan Savoyalı Anna, savaş masraflarını karşılamak için kıymetli Bizans İmparatorluk taçını ve diğer Bizans devlet simgesi mücevheratı 30.000 düka altınına Venedik Cumhuriyeti'ne rehine olarak vermiştir. Osmanlı devleti hükümdarı Orhan Bey ile ittifak yapan rakip imparator VI. İoannis iç savaşı kazanmıştır. V. İoannis Paleologos 1354'te bir iç hükümet darbesi yapmış ve tek İmparator olarak hüküm sürmeye başlamıştır. İç savaşlar nedeniyle Bizans hazinesi oldukça boşalmıştır. Gelibolu'nun bir depremde yıkılması üzerine idareyi alan Orhan Bey'in oğlu Süleyman Paşa, buraya Türkleri yerleştirmiş ve Bizans'a geri vermemiştir. Daha sonra Osmanlı orduları Edirne ve Filibe'yi ellerine geçirmişler, destek bulamayan V. İoannis 1371'de yıllık haraç vererek Osmanlı Sultanı I. Murad'ın üst egemenliğini tanımıştır. Oğlu IV. Andronikos 1376-1379 yıllarında başa geçmiştir. İoannis 1390'da, Konstantinopolis surlarının şimdi Yedikule içindeki Altın Kapı civarını, taşlar ve mermerlerle kuvvetlendirmiştir. Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid bu yeni yapıların yıkılmasını, aksi takdirde iki devlet arasında savaş başlayacağını ve Yıldırım'ın yanında bulunan İmparator'un oğlu Manuil'in gözlerinin kör edileceğini söylemiştir. Çaresiz kalan V. İoannis, bu yeni sur tamirlerini yıktırmıştır. Zamanın gözlemcileri bunu çok utandırıcı bulan İmparator İoannis'in bu nedenle sinir krizleri geçirmesi sonucu 1391'de öldüğünü söylemektedirler. 

II. Manuil
V. İoannis ve Helena Kantakuzen'in ikinci oğludur. İmparatorluk döneminde Konstantinopolis, 1394'ten 1402'ye kadar Yıldırım Bayezid tarafından kuşatılmıştır. Bu kuşatma Yıldırım Bayezid'in Timur istilasını önlemek için Anadolu'ya geçmesiyle sona ermiştir. 10 yıllık Fetret Devrine giren Osmanlı'da, I. Mehmed Çelebi Bizans yardımıyla saltanatı emniyete alıp bu dönemi kapatmıştır. II. Manuil'in son saltanat yıllarında ortak İmparator olan oğlu VIII. İoannis idareyi ele almıştır. Bizans'ın Düzmece Mustafa'ya verdiği destek nedeniyle 1422'de II. Murad Konstantinopolis'i ve Selanik'i kuşatmıştır. Sultan II. Murad'ın Konstantinopolis kuşatması sonuçsuz kalmıştır. Kuşatma altında bulunan Selanik ise Venedik'e devir edilmiştir. Beyin kanaması geçirip felç olan II. Manuil, 1425'te ölmüştür. 

VIII. İoannis
Babasının ölümü üzerine tek imparator olan VIII. İoannis zamanında Venedik'e devredilmiş olan Selanik, 1430'da Osmanlılar'ın eline geçmiştir. 1437'de Avrupa'ya gidip Hristiyan Ortodoks ve Katolik mezheplerini Papalık altında birbirine uzlaştırıp, kısa bir süre de olsa birlik sağlayan Floransa Konseyi'nde başrolü oynamıştır. Fakat Ortodoks Kilisesi içinde genel itirazlar ve Kasım 1444'da Avrupa'dan gelen Haçlı ordusunun Varna Savaşı'nda Osmanlılara yenilmesi, Avrupa ile birlik olup Bizans'ın kurtarılıp korunmasını imkansız bir hale getirmiştir. Bu savaştan sonra II. Murad'ın Korint kıstağıdaki pekiştirilmiş Heksamilion surlarını uzun topları ile yerle bir edip Mora'ya hücum edip ayrılması, Bizans'ın Mora'da kendini koruması hayallerini de yok etmiştir. 17 Eylül 1448 II. Kosova Savaşı'nda, II. Murad'ın Osmanlı ordularının Macar ve müttefik ordularını darmadağın etmesi Bizans'ın artık çaresiz olduğunu göstermiştir. Çocuğu olmayan VIII. İoannis 1448'de ölünce yerine kardeşi Konstantin başa geçmiştir.

XI. Konstantinos
1443 ile 1449 arasında Mora Despotluğu yaptı. Kardeşi Dimitrios ile tahta geçme konusunda çıkan anlaşmazlığı, vasalı oldukları Osmanlı Sultanı II. Murad'ın halletmesini kabul ettiler. II. Murad, XI. Konstantinos'un Bizans İmparatoru olmasına karar verdi. Ortodoks Kilisesi Patriği'nin bulunmadığı ve Konstantinopolis'te yapılmayan bir taç giyme töreni bu zamana kadar hiç görülmemişti. II. Murad 1451'de ölünce 19 yaşındaki oğlu II. Mehmed ikinci defa Osmanlı Devleti Sultanı oldu. Konstantin, padişah çocuğu olan ve haraç karşılığı İstanbul'da tutulan Orhan'ın eğer II. Mehmed yıllık haracı ikiye katlamazsa serbest bırakılacağını bildirerek tehdit etti. İstanbul'u kuşatan Sultan Mehmed'i bir türlü vazgeçiremedi ve Batı'nın desteğini de alamadı. XI. Konstantin, yapılan savaşta surları aşan Osmanlı askerleriyle çarpışırken öldürüldü. 29 Mayıs 1453'te İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı hükümdarlığının ortasında bir ada gibi kalan Bizans İmparatorluğu'na son verdi. 

13 Mart 2020

İstanbul'un Fethi 1453

     II.Murat 1451'in 3 Şubat günü öldü. Mehmet babasının ölüm haberini Sadrazam Halil Paşa'nın özel ulakla Manisa'ya gönderdiği mektupla aldı. Anlatılana göre "Beni seven ardımdan gelsin!" diyerek atına atlayıp, kuzeye doğru yola çıkmıştı. II.Mehmet 18 Şubat 1451’de Edirne'de ikinci kez tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa'yı sadrazamlık makamında tuttu, İshak Paşa'yı da Anadolu beylerbeyi olarak atadı. Daha sonra babasının İsfendiyaroğulları beyinin kızından olan sekiz aylık oğlu Küçük Ahmet'i boğdurttu. Bu şekilde kardeş katli yasası da uygulanmış oldu. Ahmet'in cenazesi de babası Murat'ınkiyle birlikte Bursa'ya gönderildi.

     II.Mehmet her ne kadar Çandarlı Halil Paşa'yı görevinde bıraktıysa da artık gerçek iktidar kendisiyle birlikte lalaları Şahabeddin Paşa ve Zağanos paşaların başını çektiği savaşçı kesimin eline geçmişti. Mehmet'in amacı Tuna'nın güneyindeki Balkan toprakları ile Fırat'ın batısındaki Anadolu topraklarını alarak büyük dedesi Yıldırım Bayezit'in oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi imparatorluğu kurmaktı. Ancak Bayezid'in aksine bunu yapmak için önce Konstantinopolis'i alması gerektiğini düşünüyordu. Öte yandan gerek batıda ve gerekse de Doğu Roma'da yeni padişah genç yaşı ve tecrübesizliği dolayısıyla ilk başta önemli bir tehdit olarak algılanmamıştı. Bu görüş II.Mehmet'in 1451'de Venedik, Ceneviz Cumhuriyeti, Macaristan ve Sırp Despotluğu ile babasının yapmış olduğu anlaşmaları yenilemesiyle pekişmişti. Mehmet Doğu Roma'ya da babası dönemindeki dostane ilişkileri devam ettireceğini ve Süleyman Çelebi'nin Konstantinopolis'teki torunu Orhan için yıllık 300 bin akçe ödeyeceğini bildirmişti.
     II.Mehmet'in yetersiz bir hükümdar olduğunu düşünen yalnızca hristiyanlar değildi. Tahta geçmesinin ardından Karamanlılar yerel beylikleri yeniden diriltmek üzere ayaklandılar ve Seydişehir ile Akşehir'i ele geçirdiler. Bunun üzerine 1451'in yazında Mehmet Anadolu'ya geçti ve kısa sürede bu isyanı bastırdı. Bu sırada Sultan II.Mehmet'in Anadolu'da bulunmasını fırsat bilen Doğu Roma İmparatoru Konstantinos ulakları vasıtasıyla Süleyman Çelebi'nin torunu Şehzade Orhan'ın ödeneğinin yapılmadığını, ödeneğin ikiye katlanmaması halinde Orhan'ın Osmanlı tahtında hak iddia etmesine izin vereceği tehdidinde bulundu. Mehmet sorunu çözeceğini söyleyerek elçileri gönderdi ancak Edirne'ye döndükten sonra Orhan için ayrılmış olan gelirlere el koydu ve Konstantinopolis'in ablukaya alınmasını emretti.
 

     Fatih Sultan Mehmet padişah, olduktan sonra ilk iş olarak, devamlı ayaklanma çıkaran Karamanoğlu Beyliğine karşı sefere çıktı. Karamanoğlu İbrahim Bey af diledi. Fatih İstanbul'un fethini düşündüğü için onu bağışladı. Fatih Sultan Mehmet, büyük gayesini gerçekleştirmek için, Macarlara, Sırplara ve Bizanslılara karşı yumuşak davranıyordu. Amacı Haçlıların birleşmesini önlemek, onları tahrik etmemek ve zaman kazanmaktı. Bin yıllık tarihinin sonuna gelmiş olan Bizans küçüle küçüle sadece İstanbul şehrinin sınırları içinde hüküm süren bir devlet durumuna düşmüştü. Ancak buna rağmen Bizans'ın varlığı, Balkanlardaki Türk hakimiyeti açısından tehlikeli oluyordu. Bizans İmparatorları, Anadolu'daki çeşitli siyasi güçleri de Osmanlı aleyhine kışkırtmaktan geri kalmıyorlardı. Hatta zaman zaman Osmanlı şehzadeleri arasındaki taht kavgalarına karışıp devletin iç düzenini bozuyorlardı.
     İstanbul'un Osmanlı Devleti'nin hakimiyeti altında girmesi, ticari ve kültürel yönden önemli bir avantajın daha ele geçirilmesi demekti. Boğazlar tam anlamıyla kontrol altına alınacak ve bu sayede, Karadeniz ticaret yolları ele geçirilmiş olacaktı. Karamanoğulları meselesini çözen Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un fethi için gerekli hazırlıklara başladı. Devrin mühendislerinden Musluhiddin, Saruca Sekban ile Osmanlılara sığınan Macar Urban Edirne'de top dökümü işiyle görevlendirildi. "Şahi" adı verilen bu topların yanında, tekerlekli kuleler ve aşırtma güllelerin üretilmesi yapılan hazırlıklar arasındaydı. Yaptırılan bu büyük toplar İstanbul'un fethedilmesinde önemli rol oynadı. Yıldırım Bayezid'in İstanbul kuşatması sırasında yaptırdığı Anadolu Hisarının karşısına, Rumeli Hisarı inşa edildi. Bu sayede Boğazlar'ın kontrolü sağlanacak, deniz yoluyla gelebilecek yardımlara karşı tedbir alınmış olacaktı. 400 parçadan oluşan bir donanma inşa edildi. Turhan Bey komutasındaki bir Osmanlı donanması Mora'ya gönderildi ve İstanbul'a yardım gelmesi engellendi. Eflak ve Sırbistan ile var olan barış antlaşmaları yenilendi. Macarlarla da üç yıllık bir antlaşma yapıldı.
     Osmanlıların bu hazırlıkları karşısında, Bizanslılar da boş durmuyordu. Surlar sağlamlaştırılıyor ve şehre yiyecek depolanıyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru Konstantin, Haliç'e bir zincir gerdirerek, buradan gelecek tehlikeyi önlemeye çalıştı. Aynı zamanda Haçlı dünyasından yardım isteniyor, Papa ise yapacağı yardım karşısında Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleştirilmesini istiyordu. Ancak Katoliklerden nefret eden Ortodoks Rumlar, Roma kilisesine bağlanmak istemiyor, "İstanbul'da Kardinal Külahı görmektense, Türk sarığı görmeye razıyız" diyorlardı. Fatih Sultan Mehmet, hazırlıklar tamamlandıktan sonra, Bizans İmparatoru Konstantin'e bir elçi göndererek, kan dökülmeden şehrin teslim edilmesini istedi. Fakat İmparatordan gelen savaşa hazırız mesajı üzerine, İstanbul'un kara surları önüne gelen Osmanlı ordusu, 6 Nisan 1453'de kuşatmayı başlattı. Osmanlı donanması ise Haliç'in girişinde ve Sarayburnu önünde demirlemişti. Ordu; merkez, sağ ve sol olarak üç kısma ayrıldı. 19 Nisan'da yapılan ilk saldırıda, tekerlekli kuleler kullanıldı ve bu saldırı ile Topkapı surlarından burçlara kadar yanaşıldı. Osmanlı Ordusundaki er sayısı 150.000 ile 200.000 arasındaydı. Bu kuvvetlere Rumeli ve Anadolu beylerine bağlı çeşitli kuvvetler de katılmıştı. Çok şiddetli çarpışmalar oluyor, Bizanslılar şehri koruyan surların zarar gören bölümlerini hemen tamir ediyorlardı. Venedik ve Cenevizliler de donanmalarıyla Bizans'a yardım ediyorlardı. Fatih Sultan Mehmet Osmanlı donanmasının kuşatma sırasında yeterince kullanılamadığını ve bu yüzden kuşatmanın uzadığını düşünüyordu. İstanbul'un Haliç tarafındaki surlarının zayıf olduğu biliniyordu. Bizans bu bölgeye zinciri bu nedenle germişti. Yüksekten atılan taş gülleler Bizans donanmasından bazı gemileri batırmıştı fakat bir kısım donanmanın Haliç'e indirilmesi kesin olarak gerekliydi. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un fethedilmesini kolaylaştıracak önemli kararını verdi.
     Osmanlı donanmasına ait bazı gemiler karadan çekilerek Haliç'e indirilecekti. Tophane önündeki kıyıdan başlayıp Kasımpaşa'ya kadar ulaşan bir güzergah üzerine kızaklar yerleştirildi. Gemilerin, kızakların üzerinden kaydırılabilmesi için, Galata Cenevizlilerinden zeytinyağı, sade yağ ve domuz yağı alınarak kızaklar yağlandı. 21-22 Nisan gecesi 67 yada 72 parça gemi düzeltilmiş yoldan Haliç'e indirildi. Haliç'teki Türk donanmasına ait toplar, surları dövmeye başladı. Ciddi çarpışmalar cereyan etti. Bundan sonraki günlerde top savaşı, ok, tüfek atışları, lağım kazmalar, büyük ve hareketli savaş kulelerinin surlara saldırıları devam etti. Kuşatmanın uzun sürmesi ve kesin başarıya ulaşılamaması askerler arasında endişe yarattı. Ancak, İstanbul'u her ne şartta olursa olsun almaya kararlı olan Fatih Sultan Mehmet kumandanların ve alimlerin de bulunduğu bir toplantı düzenledi. Cesaretlendirici bir konuşma yaptıktan sonra, 29 Mayıs 1453'te genel saldırının yapılacağına dair kararını açıkladı. Çarpışmalar sırasında Bizans'ı koruyan surlar üzerinde kapatılması mümkün olmayan gedikler açılmaya başlamıştı. Surlar içerisine küçük sızmalar oluyor, ancak geri püskürtülüyordu. İlk defa Ulubatlı Hasan ve arkadaşlarının şehit olmak pahasına tutunmayı başardıkları İstanbul surları, artık direnemiyordu. 53 gün süren ve 19 Nisan, 6 Mayıs, 12 Mayıs ve 29 Mayıs'ta yapılan dört büyük saldırıdan sonra Doğu Roma İmparatorluğu'nun 1125 yıllık başkenti olan İstanbul, 29 Mayıs 1453 salı günü fethedildi. İstanbul'un fethi, çok önemli sonuçları da beraberinde getirdi. Orta Çağ bitip Yeni Çağ başladı. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'un fethinden sonra batıdaki hakimiyeti pekiştirmek, sınırları genişletmek, İslam'ı en uzak yerlere kadar yaymak ve Hristiyan birliğini bozmak amacıyla Avrupa üzerine bir çok seferler düzenledi.
     Fethin hemen ardından Mehmet şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma'yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslam devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı. Bu amaçla şehirde Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunması gerektiğine karar vermişti. 6 Ocak 1453'te Yorgo Skolaris yeni Ortodoks patriği olarak atandı. Bu yolla Fatih Sultan Mehmet Ortodoks kilisesiyle Katolik kilisesinin birleşmesini de engellemek istiyordu. Ayasofya camiye çevrildiğinden patriğe resmi makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verilmişti. Aynı sıralarda şehirdeki yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atandı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atnadı. Mehmet Theodosius Forumu'nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı. Daha sonraki yıllarda Sarayburnu'nda Topkapı Sarayı'nın inşa ettirdi.

Musa Çelebi Dönemi

     Musa Çelebi Ankara Savaşı'nda Timur'a tutsak düşen babasının yanında esir olarak kaldı. Bazı kaynaklara göre, Yıldırım esarette 1403'de ölünce cenazesi Timur'un emri ile Musa Çelebi eşliğiyle Bursa'ya gönderildi. Bursa Timur ve ordusunun işgaline uğramış, talan edilmişti. Musa Çelebi Timur'dan beratlı olan bir emir olarak Bursa'da hükümet etmeye başladı. Aynı yıl İsa Çelebi Karesi civarlarına gelip Musa'yı tehdide başlayınca, Musa Çelebi ona karşı bir sıra başarılı hücumda bulundu ama onu ortadan kaldıramadı. Balıkesir civarındaki en son çarpışmada Musa Çelebi yenildi. Önce Germiyan'a kaçtı ve oradan da Karamanoğlu Mehmet Bey'e sığındı. Musa Çelebi 1409'da sonradan Bursa'yı eline geçirmiş ama bu şehri Süleyman Çelebi'ye kaptırıp Amasya'ya çekilmiş olan kardeşi Mehmet Çelebi'den bir mektup aldı. Süleyman Çelebi'yi ortadan kaldırmak üzere bir strateji bulup üzerinde anlaşmak üzere iki kardeş Kırşehir civarında, Cemele Kalesinde buluştular. Kabul ettikleri plana göre Musa Çelebi Rumeli'ye, Eflak'a geçecek, civardan topladığı askerlerle Edirne üzerine yürüyecekti. Mehmet Çelebi'yse, Süleyman Çelebi'nin boş bıraktığı Bursa'ya hücum edecekti. Yani Mehmet Çelebi ve Musa Çelebi Osmanlı devletini ikiye bölmeyi, Musa Çelebi'nin Edirne'de Osmanlı Rumeli toprakları sultanı olmasını, ve Mehmet Çelebi'nin ise Bursa'da Osmanlı Anadolu toprakları Sultanı olmasını kabul ettiler.

     Musa Çelebi bir gemi ile Sinop'tan Eflak'a geçti. Eflak voyvodası olan Mirce'nin kızı ile evlendi. Mirce'nin sağladığı çok sayıda Eflak askerleri ile Türkmenlerden oluşan yeni bir ordu kurdu. Bunu haber alan Süleyman Çelebi Bursa'dan hemen Bizans desteği için Konstantinopolis'e ve oradan da Edirne'ye geçti. Amasya'dan yürüyen Çelebi Mehmet de Bursa'yı eline geçirdi. Musa Çelebi yeni topladığı ordusu ile 1410'da Balkanlardan güneye indi. Bizans destekli Süleyman Çelebi ordusuna karşı Edirne ile Eyüp arasındaki bölgede bir dizi baskın ve ufak çarpışmalar başlattı. Musa Çelebi ordusuyla en son olarak 17 Şubat 1411'de bir soğuk kış gecesi, Süleyman bir hamamda içki alemindeyken, Edirne'yi bastı. Süleyman Çelebi taraftarları ve ordusu moral yitirmiş ve bir kısmı ayrılmıştı. Diğerleri ise onu savunmaktan kaçındılar. Süleyman durumu bildirenlere önce inanmayıp onlara hakaret etti; ama sonunda durumunun vehametini anlayınca geceleyin yanında çok az sayıda adamıyla Edirne'den kaçtı. Ama Döğenciler köyüne gelince tanındı ve köylüler Süleyman'ı öldürüp kesik başını Edirne'ye, Musa Çelebi'ye gönderdiler. Böylece Musa Çelebi 1410'da Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti Çelebi Mehmet Anadolu'da ve Musa Çelebi Avrupa'da hükümdar olarak ikiye bölünmüş oldu. Rumeli yakasında Edirne'de hüküm sürmeye başlayan Musa Çelebi, Süleyman Çelebi'den daha etkin politikalar uygulamaya başladı. Önce sınır gazilerinin isteklerini karşılayarak Köprülü ve Provadı kalelerini, Nobirda gümüş madenleri merkezini eline geçirdi. Mihaloğlu ve akıncıları Makedonya'nın içlerine akınlar yaptı.
     Bizans İmparatoru ile Süleyman Çelebi'nin yaptığı anlaşma feshedildi. Bununla birlikte Süleyman Çelebi'nin Bizans'a terk etmiş olduğu arazileri geri istedi. Bu isteğinin kabul edilmemesi ve gerçekte Süleyman Çelebi'ye verdiği destek dolayısıyla II.Manuel'i cezalandırmak gerektiğini düşündü. Bizans'ın eline geçmiş olan bölgeleri Musa Çelebi tekrar aldı. Ama Musa Çelebi'nin uyguladığı esas 1412'de yeni bir Konstantinopolis kuşatması başlatması oldu. Musa Çelebi'nin ufak deniz gücünün yenilgiye uğratılması ve Konstantinopolis kara surlarının aşılmaz olarak görülmesine rağmen Musa Çelebi karadan kuşatmaya devamda ısrar etti. 1411'de Bizans İmparatoru İstanbul'da rehin olarak tutulan Süleyman Çelebi'nin oğlu Orhan Çelebi'yi serbest bıraktı. Orhan Çelebi kendine asker toplayarak Selanik'te isyan çıkarttı. Fakat Musa Konstantinopolis kuşatmasını bırakmadan bu isyan bastırıldı. Bu birlikler sonra da Bizans'a ait olan Teselya bölgesine akınlar yaptılar. Musa Çelebi'nin haşin tabiatı ve kendini taraftarlarından ayrı tutması onların gücenmelerine yol açtı. Örneğin Eski Saray etrafına yaptırdığı yüksek surlar kendi şahsi güvenliği için uygun gelmekle beraber, kendini halktan ve taraftarlarından ayırmasını sembolize etmekteydi. Balkanlarda bulunan Gazi akıncıların kazanmış oldukları güç, ganimet ve onlara verilen tımarları imtiyazlar olarak görerek onları azaltmaya koyulup sınırlardaki gazi emirleri gücendirdi. Şeyhülislam olarak atadığı Şeyh Bedrettin'in fikirleri ile, hem medreseli Sünnileri hem de ülkenin zengin ileri gelenlerini kızdırdı. Devletinin idaresini elinde tutan Çandarlı vezirleri Bizans'la ve Anadolu'da bulunan Mehmet Çelebi ile gizli müzakerelere giriştiler.
     Bizans İmparatoru 1412 başlarında Bursa'ya bir gizli elçi gönderdi ve Mehmet Çelebi'yi İstanbul'a davet etti. Onu 3 gün süren şaşaalı bir ağırlama töreni ile Musa Çelebi'ye karşı savaşa ikna etti. Bizanslılar Mehmet Çelebi ordusunu Boğaz üzerinden Rumeli'ye geçirdiler ve Ekim 1412'de iki kardeş İnceğiz Muharebesi'ne giriştiler. Bu muharebede Musa Çelebi galip geldi. Mehmet Çelebi yaralandı. İstanbul'a, sonra da Bursa'ya çekildi. Mehmet Çelebi bundan yılmadı. O yılın sonlarında yeni bir ordu ile gelip Boğazı geçti ve Bizans ve Sırp askeri takviyeleriyle Musa Çelebi üzerine yürüdü. Bir seri çatışmalar yapıldı ve bu ikinci seferki çatışmalarda da Musa Çelebi galip gelip kardeşini Bursa'ya geri püskürttü. 15 Haziran 1413'de Mehmet Çelebi yeni bir orduyla Karadeniz üzerinden Trakya'ya asker çıkardı. Musa Çelebi'nin askerleri bu sıralarda iyice moral yitirmiş ve ümera da Musa Çelebi'ye yüz çevirmişti. Bu sefer iki kardeş ordusu Vize Muharebesi'ne giriştiler. Bu sefer Musa Çelebi mağlup oldu ve muharebe meydanından kaçtı. Ama Edirne'ye gitmedi. Mehmet Çelebi bir süre, Musa Çelebi'yi yakalamak için Trakya'da uğraşı verdi. 5 Temmuz 1413'te Musa Çelebi küçük bir ordusu ile Sofya yakınlarında, Samkov civarında bulunan Çamurlu Derbendi'nde kıstırıldı. Büyük bir direniş gösterdi, ağır yaralandı. Kaçmaya çalışırken bir çeltik arığına düştü. Mehmet Çelebi askerleri Musa Çelebi'yi burada yakalayıp, hemen boğup öldürdüler. Musa Çelebi'nin cenazesi Bursa'ya gönderilerek kardeşleri İsa Çelebi ve Emir Süleyman yanında Yıldırım'ın türbesine gömüldü. Böylece Osmanlı Devleti'nin ikiye bölünüp, tek devlet olarak ileride yaşamasını tehdit eden, çok büyük tehlikeli bir dönem olan Fetret Devri'nin son safhası sona ermiş oldu.

Süleyman Çelebi Dönemi

     1402'de Ankara Savaşı'nda Osmanlı ordusunun sol kanadı komutanı olan Süleyman Çelebi yenilgiden sonra Yıldırım Bayezit'in veziriazamı olan Çandarlı Ali Paşa ile birlikte Timur birliklerinin kovalamasıyla Rumeli'ye doğru kaçmaya başladılar. Timur birlikleri Bursa'ya girip şehri yakıp yıkıp talan ettiler. Süleyman Çelebi Ağustos 1402'de Gelibolu'ya geldi. Venedik ve Ceneviz gemileri onu ve askerlerini Rumeli yakasına taşıdılar. Yabancıların bu fena inancı Timur'un çok kızmasına neden oldu ve belki de Timur'un başlarında Tatar ordularının ta İzmir'e gidip Anadolu da önemli bir Hristiyan kalesi ve deniz üssü olan İzmir'i kuşatıp bütün Hristiyan savunucularının öldürülüp kesik başlarından piramitler yapılmasına bir neden oldu.

     Süleyman Çelebi Rumeli'deki Osmanlı bölgelerine hakim olmak için Bizans desteğini almak üzere o zaman Avrupa'da bulunan Bizans İmparatoru II.Manuel Palaiologos yerine taht naipliği yapan VII.Yannis Palaiologos ile müzakerelere girişti. Yıl sonunda müzakereler sona erip 1403 başında şahsen Emir Süleyman ile Bizans taht naibi, Venedik, Genova, Rodos San Jean Şövalyeleri, Sırp Despotu Stefan Lazeraviç ve Latin Naksos Dükü arasında bir barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre Bizans Osmanlılara vasal olmaktan çıkacak ve yıllık tazminat ödemeyi durduracak ve buna karşılık Süleyman Çelebi hükümdarlığı Bizans'ın üst egemenliğini kabul edecekti. İyi niyetini göstermek için Süleyman Çelebi Bizans'a Ege kıyılarında Selanik ve civarını, Aynaroz yarımadasını, bazı Ege adalarını ve Karadeniz kıyılarında Boğaz'a girişten ta Nişabur'a kadar araziyi geri verecekti. İtalyan denizci şehirlerine Osmanlı ülkelerinde daha fazla ticari imtiyazlar sağlanacaktı. Osmanlılar ellerindeki bütün Bizans ve diğer imzalayıcı ülke esirlerini geri teslim edilecekti. Osmanlı gemileri Çanakkale ve İstanbul boğazlarına Bizans İmparatorluğu'ndan izin almadan girmeyeceklerdi. Buna karşılık anlaşmayı imzalayan bütün ülkeler Süleyman Çelebi'yi başkenti Edirne'de bulunan Osmanlı Devleti'nin hükümdarı olarak kabul edeceklerdi. Bu haberi Avrupa'da Venedik'te alan II.Manuel Palaiologos hemen İstanbul'a geri döndü ve kendi imzasını atarak bu anlaşmayı kabul etti.
     1402'de Edirne'de tahta oturan Süleyman Çelebi başveziri Çandarlı Ali Paşa aracılığı ile sivil ve asker kadroların ve 1403 başındaki barış anlaşmasından sonra komşu ülkelerin desteğini almış meşru hükümdar olmuştu. Süleyman Çelebi bundan sonra Edirne'de sarayda içki alemleri ile iyi vakit geçirmeye kendini terk etti. Bu sırada Sırp despotluğunda Stefan Lazaroviç ile Jorg Brankoviç arasında çıkan mücadeleden faydalanarak Sırbistan üzerindeki gücünü artırdı. Fakat Anadolu'yu alıp eski Osmanlı Devleti'ni yenileme idealinden hiç vazgeçmedi. Bu nedenle 1403'te kendine sığınan kardeşi İsa Çelebi'ye büyük bir ordu vererek onu Anadolu'ya gönderdi. Ama İsa Çelebi başarılı olamadı. 1406'da Mehmet Çelebi İsa Çelebi'yi elimine edince, Süleyman Çelebi Anadolu'yu ele geçirme emeline daha kuvvetle sarıldı ve kuvvetlerini toplayıp Anadolu yakasına geçti. Mehmet Çelebi orada bulunmazken Bursa'ya hücum edip şehri eline geçirdi. Kardeşine karşı koyamayacağını anlayan Mehmet Çelebi Amasya'ya çekildi. Başvezir Çandarlı Ali Paşa'nın başarılı bir manevrasıyla Ankara'yı aldı ve kardeşinin geride bıraktığı yerleşkeleri talan etti. Mehmet Çelebi yeniden Bursa üzerine yürüdü. İki ordu Yenişehir ovasında karşı karşıya geldiler. Fakat Süleyman Çelebi'nin başveziri Çandarlı Ali Paşa çeşitli manevralarla Mehmet Çelebi ordusunun danışmanlarını kandırıp ordunun savaşa girmeden dağılmasına neden oldu. Mehmet Çelebi bu sefer ordusuz olarak tekrar Amasya'ya kaçmak zorunda kaldı.
     Süleyman Çelebi Bursa'da içki ve eğlenceye devama başladı. 1406'da tekrar başını kaldırıp Timur'un Karamanoğlulara vermiş olduğu Sivrihisar kalesini eline geçirdi. Akıncıları Karaman ülkesine hücuma geçtiler. Aydınoğlu Cüneyt Bey ve Menteşeoğlu İlyas Bey Süleyman Çelebi'nin üst egemenliğini tanımak zorunda kaldılar. 1406'da Süleyman Çelebi'nin bu başarısının mimarı olan ve I. Murad dönemi sonundan beri 20 yıldır başvezirlik yapmış olan Çandarlı Ali Paşa öldü. Bu deneyimli devlet adamının ölümü Süleyman Çelebi için bir güç doruğu oldu ve bundan sonra Emir Süleyman gücünün çöküşü başladı. Buna bir neden Süleyman Çelebi'nin Anadolu'ya önem verip Rumeli'de bulunan gazi akıncı ve göçmen Türkmenlerin taht üzerindeki etkili güçlerini azaltması olmuştu. 1409'da Mehmet Çelebi yeni bir strateji uygulamaya koydu. Buna göre kardeşi Musa Çelebi ile anlaşarak onu Rumeli'ye Eflak üzerinden gönderecekti ve o Süleyman Çelebi'yi Rumeli'de oyalayıp hatta mağlup ederken Mehmet Çelebi Anadolu'yu ve Bursa'yı ele geçirecekti. Süleyman Çelebi, kardeşi Musa Çelebi'nin Eflak'a gidip orada bir ordu toplama haberini Ayasoluk'ta iken öğrendi. Yanına İzmiroğlu Cüneyt Bey'i alıp Bizans desteğini sağlayıp hemen hızla Rumeli'ye geçti ve Edirne'ye gitti. Musa Çelebi'nin hücumlarına karşı durabilmek için, olabilecek anlaşmazlıklar, Trakya'nın emniyeti Boğazlardan rahat geçişi sağlamak amacıyla o sonbahar Emir Süleyman İstanbul'a gitti. Görüşmelerde Bizans İmparatoru II.Manuel'e "sevgili baba" diyerek hitap ederek Musa'nın hücumlarına Bizans desteği olmadan karşı koyamıyacağını bildirdi. Musa Çelebi'nin Bizans'a karşı çok daha sert bir politika güdeceğini bilen ve Yıldırım'ın İstanbul kuşatmaları halen aklında olan İmparator II.Manuel ile Süleyman Çelebi bir destekleme anlaşması imzaladılar. Bizans'a iyi niyetini açığa koymak için Emir Süleyman genç erkek kardeşi Kasım'ı ve kız kardeşi Fatıma'yı Bizans'a rehin olarak verdi ve Epir Despotu Teodor'un gayri-meşru kızı ve İmparator'un yeğeni olan bir genç kızı da kendi karısı olarak aldı. Hemen ardından Karamanoğulları'yla da barış anlaşması yaptı.
     Bu stratejisinin birinci aşamasında başarılı olan Mehmet Çelebi ise hemen Bursa'ya girip Anadolu yönetimini eline aldı. 1410'da Musa Çelebi Eflak Voyvodası'nın kızı ile evlenip Eflak, Bulgar ve Sırp desteği ile Rumeli sınır boylarında yerleşmiş Türkmenlerden bir ordu toplamayı başardı. O yıl Edirne ile Eyüp arasındaki arazide Süleyman Çelebi ile Musa Çelebi orduları arasında arka arkaya bir sıra çarpışmalar ve baskınlar ile savaş başladı. Haziran ve Temmuz 1410'daki ilk çatışmalarda Süleyman Çelebi üstün gelmekle beraber, kendisi pek o kadar savaşcı bir kişi değildi. Süleyman Çelebi Edirne sarayına çekilip tekrar içki ve eğlenceye daldı. Etrafındakiler bu durumdan, özellikle Hristiyanlara karşı çok iyi davranması ve vaktini içki ve eğlenceye vermesinden, hoşnut değillerdi ve önemli önemsiz birçok taraftarı Süleyman Çelebi yanından ayrıldı. En sonunda 17 Şubat 1411'de bir kış havası altında Musa Çelebi Edirne'yi bastı ve demoralize olmuş olan Süleyman Çelebi taraftarları buna karşı koyamadı. Süleyman Çelebi o sırada sarhoş ve bir hamam aleminde bulunmaktaydı. Kendisine kardeşinin baskınından haber getiren yandaşlarını çok sinirli bir şekilde kovmaktaydı ve hatta ceza olarak bazılarının sakal ve bıyıklarını tıraş ettirdi. Sonunda aklı başına gelip gece karanlığında yanında çok az sayıda adamıyla İstanbul'a doğru kaçmaya koyuldu. Döğenciler köyüne geldiği zaman kılavuzu ihanet edip köylülere onun kimliğini bildirip onları kışkırttı ve köylüler de sırf Musa Çelebi'den bahşiş alabilmek gayesiyle Süleyman Çelebi'yi öldürdükleri rivayet edilir.